İçeriğe geç

Hz. Pîr’in bu konuda deyip ettikleri, sadece nazarî bilgilerle sınırlı değildir. Bilakis o, yaşantısıyla, tavır ve davranışlarıyla da bizlere gerçek kulluğun, tevazu ve mahviyetin yolunu gösterir. Zira nesillerin imanını kurtarma ve onlara gerçek kulluğa giden yolu gösterme noktasında ölümsüz eserler kaleme almış, fakat bunlardan kendisine bir pay çıkarmamıştır. Onun nefsine hitaben söylediği şu sözleri başka izaha ihtiyaç bırakmayacak niteliktedir: “Hem deme ki: ‘Ben (bu güzelliklere) mazharım; güzele mazhar (olan) ise güzelleşir.’ Zira, (güzellik) temessül etmediğinden (mahiyetin özü hâline gelmediğinden ona) mazhar değil, memer (onun uğrağı) olursun. Hem deme ki: ‘Halk içinde ben intihap edildim (seçildim). Bu meyveler benim ile gösteriliyor. Demek bir meziyetim var.’ Hayır, hâşâ! Belki herkesten evvel sana verildi; çünkü herkesten ziyade sen müflis ve muhtaç ve müteellim olduğundan (elem çektiğinden) en evvel senin eline verildi.”105

Onun eserlerinin birçok yerinde nefsiyle bu tür yüzleşme ve hesaplaşmalarına rastlamak mümkündür. Mesela başka bir yerde nefsine hitaben şöyle der: “Sen, ey riyakâr nefsim! Dine hizmet ettim diye gururlanma. ‘Muhakkak ki Allah, bu dini fâcir bir adamla da teyid ve takviye eder.’106 sırrınca, müzekkâ olmadığın için, belki sen kendini o recül-i facir (günahkâr adam) bilmelisin.”107

Bediüzzaman ölçüsünde nefsiyle yaka paça olan, nefsini terbiye ve tadil etme gayreti içinde olan çok az insan vardır. Yer yer Cenab-ı Hakk’ın bir kısım ikram ve ihsanlarını da zikretmesinden hareketle onu tanımayan bir kısım kimseler onun övündüğünü zannetmişlerdir. Hâlbuki yukarıda zikrettiğimiz örneklerde de görüleceği üzere o âdeta nefsini görmeyen, kendini hiç hesaba katmayan, tüm güzellik ve lütufları sahibine verme noktasında zirve, tam bir tevhid eridir. Sürekli nefsini sorgu-

145