zimmetine giren birinin hayatına müdahale edemezsiniz. Üstelik Ebû Zerr’inki gibi bir züht ve takva anlayışının herkese dikte edilmesi, maddî ve ekonomik güçten mahrumiyeti de beraberinde getirebilir. Zira böyle bir anlayış, pek çoklarını say u gayretten alıkoyabilir, onların çalışma azmini kırabilir ve onları miskinliğe sevk edebilir.Bazı kimseler şahsî hayatları itibarıyla azamî züht, takva diyebilir ve dünyayı ellerinin tersiyle itebilirler. Kendileri için benimsedikleri bu hayat tarzını başkalarına da tavsiye edebilirler, etmelidirler. Fakat yaşadıkları bu zahidane hayatı başkalarına dayatmamalı, kendilerine benzemeyen, kendileri gibi olmayan insanları ta’n u teşnide bulunmamalıdırlar (ayıplamamalıdırlar). Esasında Râşit Halifeler de çok zahit yaşamıştı. Hazreti Ömer, halkın yoksul tabakası ne yiyor ne içiyorsa onları yiyip içiyordu. Hayatını buna göre programlıyordu. Ancak onlar kimsenin mal kazanmasına sınır koymuyor, kimseyi kendileri gibi yaşamaya zorlamıyorlardı. O dönemde, büyük servete sahip çok sayıda insan vardı.Bu değerlendirmeleri yaparken inşallah o büyük ruhu rencide edici bir ifade kullanmamışımdır. Kendi hassasiyetleri ve dinî duruşu itibarıyla ona karşı çok derin bir saygım vardır. O, şahsî hayatı adına ideal bir Müslüman, bir insan-ı kâmildir. Rabbim, zühdün, takvanın, dünyayı istihkârın unutulduğu günümüzde, neslimize de içlerinden nice Ebû Zer’ler çıkarmayı nasip etsin. Nefsimizi, neslimizi, azamî züht, takva, ihlas ve daimî hizmet düşüncesiyle serfiraz kılsın.