İçeriğe geç

yazık ki! Züht ve vera, insanın hem sinesinde hem de şahsî hayatında aranır. Hakiki mânâda zahit olan kimse, dünyalık namına kaybettiği şeylere üzülmediği gibi, kazandıklarına da sevinmez. Bütün hayatını da bu anlayış üzerine bina eder. Bir kimse günde iki üç defa yemek yiyorsa, kat kat elbiselere sahipse, rahat bir evde yaşayıp rahat döşeklerde yatıyorsa onun zühtten bahsetmesi çok da gerçekçi olmayabilir. Bu sebeple bugün etrafta pek çok “mütezâhit” (zahit geçinen) olsa da gerçek mânâda zahit göstermek çok zordur. Meselenin diğer boyutuna gelince, Hazreti Ebû Zerr’in bütün bu faziletlerini kabul etmekle beraber, Nebiyy-i Ekrem Efendimiz’in (sallallâhu aleyhi vesellem) ve nübüvvetin birinci dereceden varisleri olan Hulefa-i Raşidîn Efendilerimizin yerleri ayrıdır. Râşit Halifeler, sosyal hayatın realiteleri, bu realitelerin de kendine göre bir kısım problemleri olabileceğini çok iyi biliyor ve meseleyi dengede götürme adına helal dairesini kendi genişliğiyle ele alıyorlardı, daraltmıyorlardı. Azami züht ve takvayı esas tutmak ve kendi şahsî hayatlarını da buna göre dizayn etmekle birlikte, dinin mubah kıldığı çerçeve içinde kalmak şartıyla insanların dünyadan istifadesinin, ruhsatları değerlendirmelerinin de önüne geçmiyorlardı. Eğer işleri Ebû Zerr’in takva anlayışına ve onun züht düşüncesine göre götürmeye kalksalardı, insanları üstesinden gelemeyecekleri bir dinî yaşantıyla yükümlü tutmuş olurlardı. Çünkü bu, herkesin yürüyebileceği bir yol, altından kalkabileceği bir yük değildir.Din-i mübin-i İslam insanlığa sunulurken onun objektif hükümleri öne çıkarılmalıdır. Bir insan kazandığı malların kırkta bir zekâtını, onda bir öşrünü ve kendisine terettüp eden daha başka malî sorumluluklarını yerine getiriyorsa, artık onun malına mülküne karışmaya kimsenin hakkı yoktur. Nitekim Allah Resûlü de birçok hadislerinde mümin olmanın, Allah ve Resûlü’nün zimmetine (himaye ve korumasına) girmenin şartı olarak namaz, oruç, zekât, hac gibi dinin objektif hükümlerini saymıştır. Dinin temel emir ve yasaklarına uymak suretiyle Allah ve Resûlü’nün

223