büklüm olan, yanlış yapma korkusuyla tir tir titreyen, kalbinde sürekli bir ürperti duyan insandır.50 Bir kişi, ilimde hangi dereceye ulaşırsa ulaşsın, bildiğiyle amel etmiyor, öğrendiklerini dini ve diyaneti adına pratiğe dökmüyorsa bu bilgiler onun için kalb, vicdan ve dimağ yorgunluğundan başka bir şey değildir. Böyle biri insanlar nazarında âlim bilinse de din nazarında cahil olmaktan kurtulamaz.
Kur’ân-ı Kerim, Efendimiz’in şahsında, ً“ رَبِّ زِدْن۪ى عِ لْماRabbim ilmimi artır!”51 duasını talim ve tavsiye etmek suretiyle bizleri ilme, ilmimizin artması için de her gün yeni bir şeyler öğrenmeye yönlendirir. Başka bir âyet-i kerime, Allah’tan en çok haşyet duyan kimselerin âlimler olduğunu haber verir. Peygamber Efendimiz, âlimleri, “peygamberlerin vârisleri” olarak tarif eder.52
Bunların dışında Kur’ân ve Sünnet’te ilmin önemine, âlimin büyüklüğüne atıf yapan pek çok nas vardır. Çünkü âlimler, kutup yıldızı gibi insanlara yol gösterirler. İnsanlar onlara bakarak hangi yolun Cennet’e ulaştıran koridor olduğunu öğrenirler. Ne var ki âlimler söz ve fiilleriyle kötülük yolunu tuttukları takdirde kendileriyle birlikte kitleleri de esfel-i sâfilîn yoluna sokarlar. Gözlerinin içine bakan, sözlerine kulak veren, tavır ve davranışlarını örnek alan çok sayıda insan olması hasebiyle âlimin yapacağı her hata, her kötülük, büyük bir vebali beraberinde getirir. Bu vebal, kişinin temsil ettiği konuma göre değişir. Bir cami imamının inhirafıyla bir müftününki bir olmadığı gibi, bir müftünün inhirafıyla koca diyanet teşkilatının başında bulunan zatın inhirafı da aynı olamaz. Bu mânâda herkesin vebali, kendi tesir alanının genişliği ölçüsündedir.Hâsılıkelâm ilim; hayır ve iyilik yolunda kullanıldığı takdirde nasıl insanı âlâ-yı illiyyîne yükselten bir merdivene dönüşüyorsa, kötülük yolunda kullanıldığında da aynı ölçüde onun için bir
Dipnotlar
- Fâtır Sûresi, 35/28.
- Tâhâ Sûresi, 20/114.
- Ebû Davud, ilim 1; Tirmizî, ilim 19; İbn Mâce, mukaddime 17