devletin idaresinden sorumlu serkârlar halka cevrediyor, insanların canını yakıyor, onlara haksızlık ediyorlarsa o toplum musibetzede, âfetzededir. Hele hele gözünü iktidar hırsı bürüdüğünden dolayı kendisi için tehdit gördüğü bütün muhalifleri bertaraf etme adına şeytanı utandıracak tuzaklar kurup hileler yapmak, onlar hakkında haksız yere ta’n u teşnîde bulunmak (kötülemek), farklı iftira ve suçlamalarla onları cezalandırmak, türlü türlü yolsuzluklarla tüyü bitmemiş yetimin hakkını yemek gibi şenî (fena) davranışlar öyle büyük birer musibettir ki, böyle bir musibete dûçar olmuş bir toplumun belini doğrultması artık çok zordur.Haklarına girdiği insanlarla birer birer helâlleşmedikçe bu tür zalim yöneticilerin Cennet’e girmesi mümkün değildir. İsterse İstanbul’u fethetmeye denk elli tane amel işlesinler. Zulmü bırakmadıkça ve zulmettikleri insanların rızalarını almadıkça Allah’ın azabından ve gazabından yakalarını kurtaramazlar. Âhirette arşın gölgesinde gölgelenme gibi fevkalade bir paye kazanma imkânını elde etmiş, zirvelerde dolaşma fırsatı yakalamış bir insanın, halkına yaptığı cevr ü cefa ile esfel-i sâfilîne yuvarlanması ne büyük bir bahtsızlıktır!Günahkâr fakih ile zalim idarecinin peş peşe zikredilmesi de ayrıca manidardır. Zira fakihleri doğru yoldan sapan bir ülkenin idarecileri de zulüm yolunu tutacaktır. Fakihler saray fetvacılığına soyunduklarında, görüşleri ve fetvaları ile yöneticileri de şaşırtacak ve saptıracaklardır. Dinî nasları suiistimal ederek idarecilerin eline öyle kozlar, öyle doneler vereceklerdir ki pek çok şenaat ve denaat dinî kılıf altında işlenecektir. Sırtlarını din adamlarına dayayan zalim yöneticiler, zulümlerini bile dinî bir motivasyonla yapacak, çeşit çeşit haramlar irtikâp ederken bile kendilerini haklı görmekten ve göstermekten geri durmayacaklardır.
Cahil Müçtehitler
Hadis-i şerifte son zikredilen grup cahil müçtehitlerdir. Bunlar; Kur’ân’ı ve Sünnet’i derinlemesine anlamayan, bu iki kayna-