İçeriğe geç

iman edenler! Siz de O’na salât u selam edin.”28 Bilindiği üzere salât, Allah’a nispet edilince rahmet, meleklere nispet edilince istiğfar, müminlere nispet edilince de dua anlamına gelir. Dolayısıyla bu beyan-ı sübhanî aynı zamanda Efendimiz’in kadr ü kıymetini ortaya koyuyor. Zira Allah’ın O’na salât etmesi, O’na rahmet ve mağfiret ettiğini ilan etmesi, O’nun için güvenlik ve esenlik vaadetmesi demektir.Allah (celle celâluhû), Peygamber Efendimiz’in geçmiş ve gelecek bütün günahlarını bağışladığını bildiriyor.29 Bu ne büyük bir lütf-u ilahîdir. O, Allah’ın izni ve inayetiyle, yaptığı her şeyi en güzel şekilde yapmıştır. Buna rağmen sürekli Allah’a karşı hakkıyla kulluk yapamadığını, O’nu tanıyıp bilemediğini, O’na karşı şükür vazifesini yerine getiremediğini söylemiştir. Her gün yetmiş veya yüz defa Allah’a istiğfar etmiştir. İşte O, böyle bir marifet kahramanıdır, şükür kahramanıdır, istiğfar kahramanıdır, hamd ü sena kahramanıdır. O, Allah’tan rahmetin gelmesi adına yapılacak her şeyi yaptığı ve Cenab-ı Hak da O’nun gelecekte ortaya koyacağı performansı bildiği için O’nu en büyük lütuflarla serfiraz kılmıştır.Kıyamete kadar gelecek tüm müminlerin, İnsanlığın İftihar Tablosu’na salât u selam getirmeleri, yani O’nun için dua ve istiğfar etmeleri, O’nun makam ve mertebesini yükselttikçe yükseltmiş ve ezelî ilmiyle bunu bilen Allah (celle celâluhû), O’nun için hata ve günaha giden bütün yolları daha baştan kesmiştir. Geçmişte günah adına O’na hiçbir şey yaptırmadığı gibi, ömrünün sonuna kadar da yaptırmamıştır. Efendimiz’in böyle yüce bir payeyi elde etmesinde kendi hassasiyet ve samimiyeti başlıca etken olsa da ümmetinin sürekli O’nun için dua etmesinin de rolü büyüktür. Allah, kıyamete kadar gelecek bütün müminlerin O’nun hakkında yapacakları duaları çok iyi bildiği için, günahın en küçüğüne bile meydan vermemiş, O’nun hayaline bile girmesine müsaade etmemiştir.

43