İçeriğe geç

Mal ve mülk elbette olacaktır. Ancak olgunlaşmış ruhlar bunu cemiyetin hayrına kanalize edecek ve cemiyetin hayrına kullanacaklardır. Meseleye böyle bakıldığında, mü’minin Allah için çalışıp kazanması, niyeti ölçüsünde ibadet olarak ona sevap kazandırır. Dünyayı ahiret adına bâki kılmanın yolu da işte budur. Efendimiz, getirdiği ilâhî nizamla işte bu denge ve muvazeneyi kurmuştur.

Çalışıp kazanmaya teşvik eden bütün âyet ve hadisler aslında meselemizi tenvir etmektedirler. Mü’min en güzel şekilde çalışıp kazanmalıdır. Çünkü neticede onun yaptıkları, Allah, Resûlullah ve mü’minler tarafından teftiş edilecektir. Öyle ise yapılanlar teftişe hazır hâlde yapılmalıdır.

“De ki: İstediğinizi işleyin; Allah, Peygamberi ve mü’minler işlediklerinizi görecektir. Hepiniz görülmeyeni ve görüleni bilen Allah’a döndürüleceksiniz. O size işlediklerinizi bildirecektir.”2

Çalışma, Kur’ân-ı Mucizü’l-Beyan’ca bizzat teşvik edilmektedir. Ancak insan, çalışırken, sa’yinin semeresini Allah görecek şekilde ve iyi-kötü kazandığı her şeyi ile Allah huzuruna çıkıp, hesap vereceği düşüncesine sımsıkı bağlı kalmakla mükelleftir.

Aynı zamanda o, dünyaya dünya kadar, ukbâya da ukbâ kadar önem verme durumundadır. Üç-beş günlük muvakkat bir hayat olan şu dünya hayatında kalacağı ölçüde ona, öbür hayata da öbür hayatın enginliğine uygun şekilde ihtimam göstermek bir esastır.

Mü’min, bu hayatı, devamlı öbür hayata göre tanzim edecek ve bir arpadan dahi Allah’a hesap vereceği düşüncesiyle dikkatli yaşayacak ve dünya hayatını ahiret prensipleri dahilinde düzenleyerek dünyevî-uhrevî olmaya çalışacaktır.

Yani fert, her hâlinde kendi hayatına vicdanından gelen emirlerle, oraya da lâhût âleminden gelen esintilerle bakacak ve böylece her fert, içinde yaşadığı toplumda dengesiz bir fert olmaktan kurtulacak ve bu türlü fertlerden meydana gelen içtimaî yapı da huzur ve saadetin teminatçısı bir içtimaî yapı olacaktır.

172