Eserin sıradan terbiye kitaplarından farklı olan ve burada belirtilmesi gereken bir hususiyeti, ileri sürülen fikirler, tavsiye edilen düsturlar ve gösterilen hedef veya öngörülen pratiklerde kesin ifadelere yer verilmiş olmasıdır.
İfadeler kesindir, çünkü kaynakları âyet veya hadistir. Muhterem Gülen, bir yerde bu hususu açıklama ihtiyacı duyarak: “Değer hükümleri ve yargılarında çok katı ve tereddütsüz cümleler kullanıyorsak, bu konuya Kur’ân ve Sünnet perspektifinden bakabildiğimiz inancı ve en azından o istikametteki kavi zannımıza bağlıdır.” der.
Bu, bizce mühim bir husustur. Çünkü, mü’min kişi için güvenilecek, itimat edilecek düstur ve istikametlerin kaynağı kudsî olmalıdır; yani Kur’ân’dan veya hadisten gelmiş olmalıdır. Hocaefendi’yi sevenlerin, itimat edenlerin yurdumuzdaki çokluğu ve bunların ekseriyetle tuttuğunu koparacak gençler olmaları ve hatta şuur ve entelektüel seviyeleri göz önüne alındıkta, “Büyük Türkiye” idealine uygun nesil yetiştirmede daha kesif, daha sistemli yeni bir dönemin başlayacağını, eserin neşrinin, üçüncü bin yılın başına rastlamasının manidar bir tevafuk, bir fe’l-i hayr olduğunu söylemek münasip olur. Şahsen, 80 öncesi yıllarda sınırlı bir dinleyici kitlesine vaaz suretinde sunulan fikirlerin yeni bir bin yılın başında kitaplaştırılmasında şöyle bir mesaj hissediyorum:
– Ey Büyük Türkiye Leyla’sının Mecnunları! İdealinizi en az Mecnun kadar sevin. Ancak bu Leyla’ya kavuşmanın yolu başkadır, mecnunluğu bırakın, derlenip toparlanın! En azından yakın geçmişte yaşanan tecrübelerden ibret ve istifade ile akl-ı selime, ilmin irşadına dönelim. Geçmişte bazı müesseselere ve siyasete fazla güvenip atalete düştük, afaka aldanarak derûnu ihmal ettik. Şimdi sorumluluğumuzu müdrik olarak, çocuklarımızın dinî terbiye vesair formasyonu ile bizzat daha yakından ilgilenelim, her evi bir mektep hâline getirelim.