Evet aynen katılıyoruz: Büyüklere öğretim, nazarî olabilse de “küçüklere öğretim” fiilen göstermekle, öğreteceğimiz her hususu şahsî hayatımızda yaşayarak onlara göstermekle mümkündür. Nitekim, bütün terbiyecilerce bilindiği üzere, çocuğun hayatında taklit esastır ve taklitçilik onlarda, büyüklere nispetle kat kat fazladır, iyi-kötü her şeyi çevreden görerek, taklit ederek hayatlarıyla bütünleştirip meleke hâline getirirler.
İşte bu sebeple, ele alınan bütün bahislerde, ibadetten beşerî münasebetlere, ahlâkî erdemlere… Allah’a yakarışa varıncaya kadar –çocuğa verilmek istenen ve dinin de emrettiği– bütün güzelliklerin, ilâhî emirlerin, anne ve babalar tarafından fiilen işlenerek yetiştirilen nesle örnek olunması, lisan-ı kâlden önce lisan-ı hâlle ders verilmesi gereği işlenir, tekrar edilir, tarihten misaller verilir.
Söylediklerini yaşayışına aksettiremeyen, gözünden bir damla yaş gelmeyen birisinin Allah’a: “Seni andıkça gözyaşlarım ceyhun olur.” demesine benzetilir ve bunun “Allah’a karşı bir yalan, bir mürailik” olduğu söylenir.
Muhterem Gülen Hocaefendi, bütün dünyanın takdirini kazanan başarılarındaki sırrı da keşfetmemize yardımcı olan şu ifadeye de yer verir: “Evet sözler, insanın iç âlemine, ledünniyatına, davranışlarına tercüman olursa duyduğumuz, düşündüğümüz, intikalini kararlaştırdığımız şeyler, rahatlıkla muhatabımızda mâkes bulur. Aksine…”
Bu sadedde hatırlatılması gereken bir uyarı da: “Müspetlerde örnek olunduğu gibi menfilerde, yasaklarda da hassas olunmasıdır.”
Murâkabe
Eserde anne ve babaya terettüp eden çocuğa yönelik en mühim terbiyevî eylemlerden biri olarak murâkabe üzerinde durulur. Ailenin, çocuğu başıboş bırakmayıp, yakın takibe alması, çocuğu, verilmesi gereken idealleri alacak şekilde yönlendirmesi tavsiye edilir. Sadece “çocuğun okuduğu kitapları tanımak, arkadaşlarını tanımak, hatta bunları önceden tayin etmek, belirtmek yeterli değildir. Defter, kalem alacağı yer, terzi, berber, din telkini yapmalı, Allah’ı telkin etmeli, televizyon kullanımı dahi kontrollü olmalıdır.”