Ne var ki, birkaç asırlık onca gayrete rağmen, bunların çok da başarılı oldukları söylenemez: Evet çok geniş alanlı ciddî bir kısım sarsıntılar yaşandı. Ak günlerin ve ak düşüncelerin üzerine ziftler atılmaya çalışıldı. Bir ölçüde toplumca belli bunalımlara girildi ama büyük çoğunluğun ruhunda bize ait değerler her zaman kıymetlerini korudu/koruyor.. ve üst üste onca sarsıntı, onca kıyım ve onca tahribe rağmen, cedlerimizden bize intikal eden kültür hazinelerimiz –bekledikleri saygıyı tam görebilmeleri bir “vakt-i merhûn”a bağlı– hep oldukları gibi kaldılar.
Bu hazineler milletimizin canı ve onun bekâsının da teminatıydı.. millet bütün bütün yok edilemediği –Allah öyle bir şeye maruz bırakmasın!– ve millî ruh da öldürülemediği sürece, o hazine, toplumun hafızasında hep yaşayacaktı ve yaşadı da. Kim bilir, belki hem biz hem de o millî ve dinî değerler, unutulduğumuz ve unutuldukları sanıldığı bir anda, tamamen sürpriz bir tezahürle yeniden ortaya çıkar ve bize bayramların en büyüğünü yaşatırlar. Geçmiş, şu mağmumlar dünyasına kapılarını bir kere daha aralar ve hepimiz bir kere daha hülyalarıyla yaşadığımız o tılsımlı dünyalara kavuşuruz.
Aslında daha şimdiden, bir mânâda da olsa, o muhteşem âlemlerin kapıları aralanmaya başladı bile. Ara sıra bir kısım simsiyah kederler gelip gelip sinelerimize otursa da çevrede olup-bitenlerden aldığımız sevinçler de onlardan geri değil. Görebilenler için geçmişin, o parlak ve muhteşem günleriyle geleceğin nurefşan yılları daha şimdiden bir buluşma koyu arıyor gibi. Bu itibarla da, eğer birkaç adım ötede, muhteşem günlerinize ait konum ve seviyenizle yüz yüze gelirseniz hiç şaşırmamalısınız; zira, bizler şimdiye dek o kadar sürprizler yaşadık ki, böyle ekstradan bir lütfu dahi tabiî görmeye başladık.