Neslin bekâsı ise onun kendi olarak ayakta durmasına, kendi ruh köküyle irtibatını devam ettirmesine, kendi kaynaklarından beslenmesine bağlıdır. Şimdiye kadar kendini, kendi değerlerini inkâr eden milletlerden iflâh olan, kendi olarak kalanlardan da bütün bütün tarihten silinip giden görülmemiştir.
Her milletin geçmişten tevârüs ettiği kültür değerleri onun kanı-canı mesabesindedir. O, bu değerler sayesinde kendi gibi düşünür, kendi gibi hareket eder ve her zaman kendi olmanın rahatlığı içinde bulunur; hayatını da daha bir engince ve daha bir net duyar. Asırlar ve asırlar boyu öyle duymuştuk hayatımızı ve kendi kültür değerlerimizle farklılığımızı. O zamanlar, baharlar-yazlar, geceler-gündüzler tenâvübî bir ıttıratla gelip üstümüzden geçerken kendimizi ne hayalî çağlayanlara salar, ne enfes çağrışımlarla heyecanlanır, içimize akan ne engin mânâlarla ürperir ve hayatı ne derince duyardık. Öyle ki, mazi olduğumuz aynı anda hâl, hâl ile hemhâl bulunduğumuzda da geleceği yaşar.. ve âdeta bir mevsimde her şeyin üç defa çiçek açtığına şahit olur; tek bir nağmede bilmem kaç mûsıkî faslını birden duyar, bir mehter gürlemesinde umum tarihî sergüzeştimizi birden dinler.. ve kendi kendimize “Meğer dünümüz ne muhteşem, o günlerimiz ne büyülü, o zamanki ufkumuz ne yüksek, hülyalarımız ne derin, mülâhazalarımız da ne şahane imiş!” der –kerameti o dönemdeki ruh ve mânâ derinliğine ait– her şeye yetebilecek bir moral yüksekliği ve derin bir sevinç hissederdik…