Hırs, haset, haksız kazanç, ihtikâr, rüşvet, iltimas, dolandırma, kandırma, hortumlama türü hususların bazıları hiç bilinmez, bazıları da sadece sözlüklerde görülürdü. Zira o günün tâli’li insanları fevkalâde kanaatkâr, haramdan uzak, helâle kilitlenmiş ve hep hak duygusuyla oturup kalkarlardı…
Az görülürdü onlarda düşmanlık duygusu, cinayet ve intikam hissi, fitne ve fesat organizesi ve hükmetme sevdası; zira onlar, ciddî bir diyalog gayreti, bir hoşgörü felsefesi, bir sevgi ahlâkı ve bir şefkat anlayışına kurulu idiler.
O günkü insanlar baskıcı idareyi kadîm tarihten kalmış bir tiranlık gibi görür; despotizmayı, firavunluk şeklinde algılar ve lanetle yâd eder; başkalarını damgalama veya fişlemeyi, alçakların işi sayar ve ömürlerini tevazu, mahviyet ve îsâr ruhuna bağlı sürdürür; her zaman fütüvvet ruhuyla gürler, fedakârlık ve samimiyetle soluklanırlardı.
O aydınlık dönemde, içki, kumar, uyuşturucu ve kaçakçılık kat’iyen günümüzde olduğu kadar yaygın değildi. Sokak çocuğu, tiner, bali vesâir çağın problemlerini sözlüklerde bile göremezdiniz. Zira o gün her yanda kalb, ruh, akıl insanları, düşünen dimağlar, samimî gönüller, ülke ve millet için ihlâsla çarpan yürekler vardı.
Bu prototip insanların yaşadığı atmosferde ne yukarıda sayılan türden levsiyat olabilirdi ne de fısk u fücur, fuhuş, hayâsızlık ve bohemlik gibi insanı insanlığından utandıran inhiraflar. Her şeyden evvel, ismet, iffet, fazilet, ilâhî ahlâk ve hesap duygusu o bahtiyarların en mümeyyiz vasfı ve en tabiî hâlleriydi. Onlar, çizgileri belli, yol haritaları düzgün ve insanî derinlikleriyle de böyle bir şehrahta yürümeye hazır idiler. Doğru yaşadı, doğru yürüdü ve arkadan gelenlere yâd-ı cemîl oldular. Bilmem ki biz o yolun neresindeyiz?..