Bütün bunlardan dolayıdır ki onca refah imkânına rağmen insanlık mutsuz, bezgin, yorgun, hafakanlar içinde ve vicdan darlığıyla kıvrım kıvrım. Ürperten bir boşluk içinde fertler, yığınlar: Fıtrata ters düşme boşluğu.. Sahibini bilememeden kaynaklanan gurbet boşluğu.. iman ve irfandan haberdar olmama boşluğu.. ve nefsânîlik gayyâlarına sürüklenme boşluğu. Bu itibarla da o, her zaman Cehennem koridorlarında yolculuk yapıyor gibi bir endişe içinde ve fevkalâde tedirgin. Ne ömrünü lüks binalarda geçirmesi ne de giyim kuşam, kılık-kıyafetindeki fantezileri onun bu boşluklarına karşı hiçbir şey ifade etmiyor. Yer yer sarhoşluk hezeyanına sığınılıyor, zaman zaman cismânî ve bedenî arzular arkasında tatmin aranıyor ama nafile, bunların hiçbiri onun içindeki boşluğu doldurmaya yetmiyor; yetmiyor ve günümüzün mânevî dayanaktan mahrum nesilleri hezeyandan hezeyana sürüklenip duruyor.
Geçmişinden kopmuş, geleceğiyle irtibatsız, suça açık bu başıboş ve âdeta cürüm makinesi hâline gelmiş çılgın yığınlar yüzünden hemen her yerde mal-can emniyeti tehdit altında, ırz ve namus kaygısı taşıyanlar endişe içinde, güvenlik sorumluları da her gün karşılarına çıkan çeşit çeşit şekavet şebekeleriyle baş edememenin mahcubiyetiyle iki büklüm. Allah’ın günü bütün bunları televizyon ekranlarında veya gazete sayfalarında gören kimseler, “Acaba insanlığın sonu mu?” endişesine kapılmakta ve semavî bir tokat yiyecekleri korkusuyla tir tir titremekte. Böyleleri haksız da sayılmazlar; zira bir dönemde Sodom ve Gomore böyle bir ruhî çözülüş ve dibe vurmanın öşrüyle yerin dibine geçirilmişti.. Nuh Nebi’nin kavmi bugün yaşanan temerrüd ve hayâsızlığın çeyreğiyle sulara gark edilmişti.. Âd, Semûd ve Eyke halkı bugün yaşananlara şahit olsalardı ihtimal hicaplarından yerin dibine girerlerdi; girerlerdi, zira Âkif’in ifadesiyle: