Maalesef bizler, Tanzimat’tan bu yana bir türlü, ne istediğimizi belirleyebilmiş, ne de bunları usulü dairesinde ifade edip tatbikatına geçebilmişizdir. Ülkenin terakkisi için bilinmesi lâzım gelen içtimaî ve iktisadî kaideleri hiçbir zaman bilememiş, milletin istidat ve kabiliyetlerini değerlendirememiş, onun ahlâkî ve mânevî yapısını hep kulak ardı etmiş.. sadece ve sadece bir zamanlar Batılı devletlerin yükselmesine esas teşkil eden dinamikleri görmüş.. görmüş ve onları değişmez, yanıltmaz esaslar sayarak bir bir kopya etmiş ve şanlı milletimizi mevhum bir kazanç uğruna muhakkak bir zarara uğratmışızdır.
Oysaki, her şeyden evvel, asırlardan beri milletimizin kanıyla, canıyla bütünleşmiş dinî, millî, ahlâkî ve harsî değerlerimiz korunup kollanmalı ve başkalarından alınacak şeyler de ona göre alınmalıydı. Böyle bir hareket daha tabiî, daha fıtrî olurdu; dolayısıyla da daha çok semere alınabilirdi. Ne acıdır ki, bizde öteden beri devam edegelen bütün ıslahat hareketlerinde, bu önemli husus hep ihmale uğramış ve hep göz ardı edilmiştir. Rica ederim, bugün maddî terakkinin zirvesinde dolaşan ülkeler, daha işin başında iken, kendilerince mükemmel saydıkları bugünkü kanunları hazırlayıp, o kanunları hayatlarına hâkim kıldıklarından dolayı mı yükselmişlerdir; yoksa, terakki ettikçe daha değişik şeylere ihtiyaç duyup ona göre yeni içtihat ve yeni kanunlar mı vaz’etmişlerdir..?
Aslında, her meselede onları isabetli görmek, bizim için doğruyu bulamama mevzuunda çok ciddi bir inhiraf; onları kopya ederken dahi, doğru dürüst kopya edememe de bir basiretsizlik ve bir ayıptır.