Bugüne kadar, bâtıl üzerine kurulmuş bir dünyayı, bize hep başka türlü anlattı, başka türlü gösterdi; kuvve-i mâneviyemizi kırdı ve fert fert hepimizi felç ettiler. Batı’nın sanayi ve teknolojik gelişmeleri karşısında şok olmuş aydınlarımız, çağa göre kendilerini yenileyeceklerine, bize ait bütün değerleri terk etmek ve duyguda, düşüncede bütün bütün Batılılaşmak gibi korkunç bir tarihî yanlışlık içine girdiler. Tabii, ne tam Batılılaşabildi, ne de kendi dünyalarında kalabildiler: Öz gitti, mânevî değerler yıkıldı, millet ağacı sarsıldı; ama bütün bunların karşılığı olarak, kendi değerleriyle Batı’yı yakalamak da mümkün olmadı. Olamazdı da; zira, ruh yüceliğine, insanî değerlere bina edilmemiş bir medeniyet, çağlar boyu mânâ ve ruhla haşrüneşr olmuş bir millet için bütünüyle benimsenemez ve kabullenilemezdi. Nitekim öyle de oldu. Oldu ama bu arada millet de kendi ruhundan pek çok şey kaybetti.
Bütün seyyiâtına rağmen Batı, şimdiye kadar bizlere hep bir fazilet kaynağı olarak gösterildi; fenalıklarına bütün bütün göz yumuldu; iyiliklerinin de habbeleri kubbeler gibi destanlaştırıldı.. alkışlandı ve alkışlatıldı; kitleler aldatıldı ve bu bâzicede1 olan da yine millete oldu.
Şimdi, yeni bir devre başlıyor. Bu devrede çözülme ve çökme sırası onlarda.. tabiî doğrulup kendine gelme sırası da bizde ve bizim gibi milletlerde. Bu yeni tekevvünün hızlı veya yavaş yavaş cereyan etmesi, “esbâb-ı âdiye”2 içinde, Allah’ın iradesini temsil edip alkışlayanların gayretlerine bağlı. İnsanlardaki gayret ve teşebbüsler birer dua farz edilecek olursa, Kudreti Sonsuz’un bu mevzudaki halk ve icadına, bu dualara icabet nazarıyla bakılabilir.
Bu itibarladır ki, ne istediğimizi çok iyi bilmeli ve isteyeceğimiz şeyleri sebeplere riayet çerçevesi içinde istemeliyiz.
Dipnotlar
- 1 Bâzice: Oyun, eğlence, oyuncak
- 2 Esbâb-ı âdiye: Sebepler dairesi