Hristiyanlık dünyasında her geçen gün kiliselere rağbetin biraz daha artması, belli bir aralıktan sonra İslâm dünyasında camilerin yeniden dolup taşması, üzerinde durup düşünülmesi icap eden çok önemli hususlardandır. Bugüne kadar, yüzlerce imparatorlukla beraber yüzlerce tacdar yıkılıp gitmiş; Sezar’lar, İskender’ler, Napolyon’lar unutulup hafızalardan silinmişlerdir; ama insanların sinelerindeki iman cevheri, tazeliğinden hiçbir şey kaybetmeden çağları aşarak, günümüze kadar sürüp gelmiştir.
Bugün bir kısım kimselerce, inanç gücünün zayıf ve inanan insanların da sığ olduğu iddia edilse bile, az bir araştırma ve küçük bir gayretle, bunun bir aldanma ve aldatma olduğu hemen anlaşılacaktır. Bir kere, bütün resmî istatistikler, her geçen gün, inanan insanların sayısının daha da arttığını göstermektedir. Bilhassa Müslümanlar arasındaki kemmî ve keyfî derinleşme ve çoğalma, daha şimdiden bir kısım inançsız kimseleri telaşlandırmaya başlamıştır. Pekin’den Moskova’ya, oradan da bir kısım Balkan ülkelerine kadar, inanan kimselere yapılan baskıların altında bu endişenin tohumları yatmaktadır. Ne var ki, yapılan şeyler boş ve gösterilen gayretler de beyhudedir. Zira;
İnanç, beşer fıtratının gereği ve onun tabiatının en önemli bir parçası ise –ki, öyledir– bir gün mutlaka ilhad ve inkârın gayri tabiî bütün kuvvetlerini bozguna uğratacaktır. Nasıl olmasın ki, iman sinelerde Hakk’ın yaktığı bir meşaledir ve onu teyit eden de yine Hak’tır.