İçeriğe geç

Bir de Anadolu insanının her türlü imkândan mahrum bırakılarak, boğulmak istendiği dönemde, elde ettiği zaferler vardır ki, asıl onu efsaneleştiren de onun bu zaferleridir. Evet, başka milletler için, müdafaa ümidi dahi kalmadığı en kritik dönemlerde, onu bütün dinamizmiyle taarruzda görürüz.

Ülkesinin dört bir taraftan sarıldığı, bütün yabancı dünyaların akın akın üzerine geldiği;

“Eski dünya, yeni dünya, bütün akvâm-ı beşer, Kaynıyor kum gibi… mahşer mi hakikat mahşer, Yedi iklimi cihanın duruyor karşında, Ostralya’yla beraber bakıyorsun: Kanada! Çehreler başka, lisanlar, deriler rengârenk; Sade bir hâdise var ortada: Vahşetler denk. Kimi Hindû, kimi yamyam, kimi bilmem ne bela… Hani tâûna da zuldür bu rezil istila! ”
(M. Âkif)

en karmaşık, en ümit-şiken1 hallerde dahi onun “ehl-i salîb”in savletini kırdığına ve ecdadının ruhunu şâd ettiğine şahit oluruz.

Fıtratı müteheyyiç2 bu milletin müdafaası taarruzundan, taarruzu da müdafaasından geri değildir. Duyup doyduğu yüce hakikatleri, başkalarına duyurmanın delisi olarak, Himalayalar’ı aştığı gibi, Alpler’e ve Preneler’e de uzanarak, ayların güneşlerin bir başka doğup battığı bu ülkelere de, ışık ve ümit götürmüştür. O, bu yüce vazifeyi yaparken ne kadar coşkun, ne kadar atılgansa, kolunu, kanadını kırıp üzerine çullandıkları zaman da, o kadar yavuz ve o kadar yamandır.

Bir de, madde ötesi, insanın kendi içinde, kendi nefsine karşı elde edeceği zaferler vardır ki, en çok takdire şâyan olan ve semavî gülbanklarda yerini alan da işte budur. Ferdin, kendi içinde, kendisiyle olan kavgasında muvaffak olması… Bu vadide kazanılacak her zafer insanı derinleştirir, buudlaştırır ve onu binlerce zaferin kahramanı olmaya namzet kılar.

142