İçeriğe geç

Artık orada da, eski yiğitler, yerlerini bir kısım iğdişlere, hakikî kahramanlar da “mit”lere terk ediyorlardı. Alabildiğine sarsık ve zebun olan bu dönemin Atinalısının perspektifinde, sadece eski metrukâtın mozaiği vardır. Ne gariptir ki, Batı da, onun bu jelatinli dönemine vurulmuş ve çaputlara sarılı “Helene”yi, ibrişim ve danteller içinde Rönesans mihrabına yerleştirmiştir. Bu hareket ise, fecrinde tek zafer yıldızı doğmamış Batının, üstûrevî bir yıldızı popülarize ederek, gecesinde binlerce yıldızın kol gezdiği bir dünyaya yutturmasından başka bir şey değildir. Vâkıa Batı, hep aynı akrobatlıklarla sahneye çıkmış ve aynı gözbağcılıkları yapmıştır. Evet, başkalarının zaferlerini, allayıp pullayıp sahneye koymak dururken, ne gerek var zaferin yüksek ve meşakkatli tepelerini aşmaya!?.

Anadolu insanı da, kendi yurdunu zafer takları üzerine kurdu. Öyle ki, bu vatanın her parçası ve bu ülkede geçen zamanın her bölümü, onun zafer türkülerinden biriyle tanınır ve biriyle yâd edilir. Yılın hiçbir günü yoktur ki, takvim ibresi, o gün içinde Anadolu insanına ait birkaç zaferi göstermesin.

Yerinde yüce duygu ve düşüncelerin havarisi olarak, elindeki hakikat mesajlarını dünyanın en ücra köşelerine kadar taşıması; yerinde şimşekler çakan kılıcıyla zulüm ve zulümâtı dağıtarak “başlarda gezen” zalim ayakları “yere indirmesi” ve yerinde ümitsiz ve karamsar ruhlara iman ve heyecan kazandırarak, tıkanan fazilet yollarını açması, Anadolu insanının mühim zafer sâiklerinden olmuştur. O, bu sâiklere saygılı kaldığı sürece de, canlılığını devam ettirmiş ve onurunu korumuştur. Aksine “tagallüpler, esaretler, tahakkümler, mezelletler…”

141