İçeriğe geç

Bizler, yıllar yılı hep böyle didinip durduk; fakat bir türlü yarının kaidelerini oluşturacak terkiplere ulaşamadık. Ulaşamazdık da; zira, duygu ve düşüncelerimizin farklı şeyler vaad edişi ve farklı şeyler getirişi, bizleri, elinde kırık bir plak ve yarım bir beste kapı kapı dolaşan müzisyenler hâline getirmişti. Her fert, eline aldığı “doğru”nun bir parçasıyla, başka doğruları inkâr ve herkesi elindeki parçacığa ittiba etmeye mecbur saydığı müddetçe, telahuk-u efkâra1, yeni terkiplere ve kurtarıcı reçetelere ulaşmaya imkân var mıdır? Hele, ikna edilmeyenlere karşı tekfîr, tecrîm,2 hatta fiilî tecavüz silahı da kullanılacak olursa…

Bugün, usuldeki bu yanlışlıklarla varılan nokta, çok hazin ve düşündürücüdür. Omuz omuza aynı yolda yürüyen insanlar, birbirlerini tanımaz olmuşlardır. Doğrular ve yanlışlar, asıl kaidelerinden kaydırılarak, grupların hevesine göre, kaypak raylara oturtulmuştur. Böyle bir curcuna içinde ne hedefin yüceliğini ne de vesilenin ondan farklılığını seçmek mümkün değildir.

Günümüzün insanı, bahardan kâm almak için seyre çıkıp da, bir sarı çiçeğe bağlanmış gibidir. Aslında o, vesileler için kavgaya tutuştuğu bu yolda, çoktan hedefe varma ümidini yitirmiştir. Artık yaptığı şey sırf uğraşmak için uğraşmak ve hareket etmek için hareket etmekten ibarettir. Mâbedde, turistlere şirin görünmeye kendini kaptırmış mihmandar, nasıl mâbede hizmet ve Yaradan’a kulluğu unutur; öyle de, bugün, herhangi bir klik ve partiye dilbeste olanlar, hedef ve gayeye karşı yâd ve bigâne kalmışlardır.

28