İşte o, böylesine fikrî hercümerç içinde, kendi değerlerini ve mesnetlerini yeniden “kritiğe” tâbi tuttu. Ve yeni bir mâşuku aramaya koyuldu. Az sonra da kendini etnografik müzelerde buldu. Ve o gün bu gün, bir daha da, gönlünü kaptırdığı o kadîm müstehâselerden8 kurtulamadı.
Ah, bu ne öldürücü bir karardı! Keşke alçakgönüllü ve faziletli olabilse ve ayağının dibine kadar getirilen bu yeni hayat iksirinden içebilseydi, dünyanın veçhesi bambaşka olacaktı! Ama o, bağnazca davrandı ve kendisine ölümsüzlük müjdesi getiren bu şefkatli eli kırdı.
Aslında bu kavga ve mücadele, hiçbir zaman samimî ve hasbî olmamış katı bir dünyanın, özü ihlas ve fıtrîlik olan yeni bir dünyaya karşı huysuzlaşmasının gereği idi. Bütün bir tarih boyu da devam edecekti. Kuvvetli olduğu zaman alabildiğine azgınlaşan; zayıf olduğu devrelerde de bütün bütün müraileşen ve ruhu yapmacıklarla dolu bir dünya, ebedî nuru temsil eden bir nizamla kat’iyen uzlaşamadı. Ve işte tarihin, hûnîn9 sayfaları; buna bin misal meydanda…!
Nihayet içtimaî çalkantılar, onu kendine getirecek buudlara ulaştı ama, bu defa da yıllar yılı aman vermeden ezdiği halaskârını, kendi kapısında iki büklüm buldu. Asırlarca kendisini kıvrandıran humma, şimdi de kıskıvrak bu yeni dünyayı yakalamıştı. “Tagallüpler, esaretler, tahakkümler, mezelletler, türlü ibtilalar, türlü illetler.” Artık, yıkılana payanda ile koşacak, yatağa düşene zemzem taşıyacak kalmamıştı…
Bu durumdaki bir dünyanın, başkalarına Hızır olması asla düşünülemezdi. Hele teknik üstünlük ve maddî refah seviyesi kıstas olur ve bu da yardıma muhtaç olanların elinde bulunursa…
Dipnotlar
- 8 Müstehâse: Fosil.
- 9 Hûnîn: Kana bulanmış.