Yerinde o, Hristiyanlığa bir kurtarıcı simit gibi sarılmış ve yerinde, onun da yetmediğini ilan ederek başka mahbup arkasına düşmüştür. Mesihiyyete karşı Rönesansı böyle bir ruh hâletiyle çıkardı ve Alpler’in zirvesine yerleştirdi. Salîb’i bayraklaştırıp yeryüzünü işgale koyulduğu zaman ne kadar samimiyetsizse, yeni putuna karşı da o kadar sûrî ve ihlassızdır. O, ne bin bir tehâlükle4, Anadolu’yu “çertaraf”5 Haçlılara çiğnettiği devirde, ne de dinî duyguları zincire vurup kiliseye hapsettiği devirde, asla samimî olmamıştır.
Onun Hristiyanlığa sımsıkı sarılması, yeni bir inanç, yeni bir nizam ve yeni bir “dünya-ukbâ” anlayışına karşı hışmının gereğiydi. Bu yeni inanç ve sistemle mücadelede, Hristiyanlığın da yetmediğini anlayınca, Rönesansla hembezm oldu. Bu onun “antik” devirleri imdada çağırması, ric’atı ve irtidadı idi. Yani, yıkılırken başka bir enkaza dayanması, ölülerden medet umması ve mezarlara müracaat etmesiydi…
Zavallı Batı, bu hâliyle, kendini kurtaracağını sanıyordu! Aslında yaptığı iş, bir libas değişikliğinden başka bir şey değildi. Eski elbisesinin yerine, başına geçirdiği âriye6 bir urba ile, ebedî varlığa ereceğini umuyordu. Heyhât! O, umduklarından hiçbirini elde edemedi. Aksine, bile bile gidip gericilik bataklığına “aborde”7 oldu. Evet, bir gayz ve kin uğruna, göz göre göre, hem kendini hem de başkalarını mahvetti!
Haçlı seferleriyle, görme ve tanıma imkânını bulduğu yeni din ve yeni dünyanın insanı, onu o kadar ürkütmüştü ki; mutlaka bu dünyanın hakkından gelmek istiyordu. Zira, yeni nizamın ruhundaki müsamaha ve hoşgörünün, onu, bir gün alıp Batı kapılarına kadar getireceğini ve hâkim kılacağını düşünüyor ve düşündükçe de çileden çıkıyordu.
Dipnotlar
- 4 Tehâlük: İstekle atılma, can atma.
- 5 Çertaraf: Dört bir yan, taraf.
- 6 Âriye: Ödünç, iğreti.
- 7 Aborde: Kıyıya sığınma, batma.