İçeriğe geç

Burada ayrı bir noktaya daha dikkatinizi çekmek istiyorum: “Acaba bunlar, bu kadar zeki oldukları hâlde, nasıl böylesine basit bir meseleyi idrâk edemediler?” sorusu akla gelebilir. Evet, onlarda böyle bir idrâk vardı ama Üstad Bediüzzaman’ın da ifade ettiği gibi, bir insan bir meselede çok fazla derinleşir, ona derinlemesine dalarsa, o meselenin dışındaki konularda, hususiyle o mevzua zıt meselelerde, umumiyet itibarıyla gabîleşir.[1] Bir örnek istenecek olursa, Einstein gibi dünyada eşi az bulunan dehalar, kendilerini ilgilendirmeyen meseleler karşısında umumiyet itibarıyla cahilce bir görünüm sergilemişlerdir. Oysaki kendi alanında onun aklının cevelangâhı olan ufuklara, en zeki insanların aklı asla ulaşamamıştır.

İşte bu zeki kavim, maddeye o denli dalmışlardı ki, basit bir şuurla dahi idrâk edilebilecek, mânâ ve ruha ait bu meseleleri idrâk edememişlerdir. Zira bu iki mesele birbirinden çok uzak ve birbirine çok zıttır.

248