İçeriğe geç

عَلٰى هُدًى : Şâyân-ı dikkattir ki, âyet-i kerimede mesela لَهُمُ الْهُدَى “Onlar için hidayet vardır.” değil de özellikle عَلٰى هُدًى “Hidayet üzerine.” denilmektedir. Evet, هُدًى لِلْمُتَّقِينَ’deki هُدًى ifadesinde, hidayeti elde etmek için kişinin sa’y u gayreti söz konusudur. Buradaki هُدًى’de ise عَلٰى harf-i cerrinin isti’lâ (üst-üzerinde) mânâsı ifade etmesiyle âdeta bize şöyle bir tablo çizilmektedir: Hidayet bir cadde, bir şehrah veya bir binek ya da bir taht olmuş; hidayet üzerine olan kişiler de onun üzerine çıkıvermişlerdir. Artık onlar, kendilerini engelleyen şeyleri aşıp, bütün cismanî problemlerden sıyrılmış ve hidayet tahtının üzerine oturarak felâha açık hâle gelmişlerdir.

مِنْ رَبِّهِمْ ifadesi, hidayet üzerine olan bu kutluların terbiyesi teker teker Rabbileri tarafından yapılmaktadır mazmununu vurgulamaktadır. Bundan şunu anlamak mümkündür: هُدًى لِلْمُتَّقِينَ ile açılan terbiye kapısı, عَلٰى هُدًى مِنْ رَبِّهِمْ ile kemale erdirilmiş ve cehd u gayreti neticesinde hidayete liyakat kazanan kimselere Hakk’ın hoşnut olacağı keyfiyet kazandırılmıştır.

Ayrıca, أُولٰۤئِكَ عَلٰى هُدًى مِنْ رَبِّهِمْ وَأُولٰۤئِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَ âyet-i kerimesinde “hidayet” ile “felâh”ın ayrı ayrı şeyler olduğu belirtilmek üzere, أُولٰۤئِكَ kelimesi ikinci kez zikredilmiştir. Hidayet; dünyada hakkı bulmak, her şeyi apaçık görmek, hakka, ulvî hakikatlere bihakkın vâkıf olmak suretiyle اَللّٰهُمَّ أَرِنَا الْحَقَّ حَقًّا وَارْزُقْنَا اِتِّبَاعَهُ duasındaki ufku yakalamak demektir. Bu mânâda hidayet, imana en birinci vesiledir ve bununla, alınacak en ciddi mesafe de alınmıştır. Felâh ise, hidayetin netice ve semeresidir. Bu sebepledir ki âyet-i kerimede hidayet ve felâh beraber zikredilmiştir.

171