İçeriğe geç

اَلنَّاسُ iştikak itibarıyla ünsiyet kökünden gelmektedir. Bir tevcihe göre “nisyan”dan gelmiş olma ihtimali de söz konusu edilmiştir. Nisyandan olması itibarıyla mânâ şöyle olur: “Ahz-ı misakı unutmuş olabilirsiniz. Ben ise nisyandan ötürü sizi muaheze etmeyeceğim. Ey hâli bu olan insanlar, ibadet edin.” Ünsiyet mânâsına göre ise: “Ey Benim enîsim olanlar, yani vicdanlarında Mâbud-u Mutlak’ı enîs olarak bilenler, bulanlar ve bu ihtisasla payidâr olanlar!” şeklinde latif bir iltifatı işaretler.

اُعْبُدُوا kelimesiyle ise bu kelâm ve tekellümden, iblağ ve tebliğden, mütekellim ve muhatabın karşı karşıya bulunması gibi bir durum anlaşılır. Yani Allah, insanların ubûdiyet etmesi için konuşur, Resûl-i Ekrem bir ubûdiyet tavrı olarak dinler ve insanlar O’na kulluk yapsınlar diye tebliğ eder. Böylece bu ilâhî hitap içinde bir ubûdiyet zemzemesidir ki, çalkalanıp durur.

رَبَّكُمُ kelimesi, Rabbü’l-âlemîn olan Hazreti Allah’ın o geniş kâinat dairesindeki celalî tecellisine mukabil şuurlular âleminde cemalî tecellisinin bir ifadesi olarak insanları terbiye ettiğini hatırlatmaktadır ki, burada, “sizi terbiye edip zerrât âleminden canlılar âlemine, ondan insan âlemine, ondan insan-ı kâmil mü’min âlemine ve hususiyle ‘siz’ diyerek Hazreti Muhammed’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) şahs-ı mânevîsi altında ümmet-i Muhammed olma âlemine yükselten.. evet işte size bu terbiyeyi veren Rabbinize ibadet edin.” nüktesi sezilmektedir.

443