İçeriğe geç

فَمَا رَبِحَتْ تِجَارَتُهُمْ kelimesindeki ف bir mânâda sebebiyet ifade eder. Şöyle ki, hidayet verilip karşılığında dalâlet alındığı takdirde ticaretin kazanç elde etmeyeceği açıktır. Aynı zamanda burada şöyle bir husus da söz konusudur: Müslümanlardan ilk saffı teşkil eden kimseler ticaret kanunlarını çok iyi biliyorlardı. Zira Kur’ân’ın muhataplarının bir kısmını, muhacirîn-i izam teşkil ediyordu ki onlar, –Kureyş Sûresi’nde anlatıldığı gibi– kış mevsiminde Yemen’e, yazın da Şam’a ticaret münasebetiyle gidip geliyorlardı ve ticaretten maksadın kâr olduğunu da çok iyi biliyorlardı. Binaenaleyh âyette, bilip anlayabilecekleri bir temsil ile mesele kendilerine anlatılıyordu. Keza münafıklar ve Yahudiler de ticareti çok iyi bilmekte idiler. Nitekim emek ve sermaye meselesini ortaya atan, ticareti kendi çıkarları hesabına çok iyi değerlendiren ve Kur’ân’ın farklı muhatapları sayılan bir kısım Ehl-i Kitap da bu hususa vâkıf bulunuyordu. İşte bu sebeple âyet-i kerime onların anlayabilecekleri bir ifade tarzıyla meseleyi resmedivermişti.

332