Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) meseleyi daha da şümullü tutarak, “Her bir devenin üzerinde (bir rivayette: arkasında) bir şeytan vardır.”[3] buyururlar. Hazreti Ömer’in başından geçen şu vak’a da bu meseleyi teyit eder mahiyettedir: Hazreti Ömer, Şam’a geldiklerinde bir ata biner. At ciddi bir şetâret ve neşât içinde kendinden geçmiş insan gibi zevk ve şevkle şahlanır. Onun böyle yarış atları gibi gururlu ve kibirli davranışları Hazreti Ömer’in hoşuna gitmez, Koca Halife, bu attan aşağıya inerek şöyle der: “Beni bir şeytana bindirdiniz.”[4]
Şeytan kelimesinin kaynaklarda شَطَنَ’den veya شَاطَ – يَشِيطُ’dan geldiği zikredilmektedir. شَطَنَ’den geldiği düşünülecek olursa, “uzak olmak, uzaklaşmak” mânâsına gelmesi itibarıyla “Allah’ın rahmetinden uzak olan.” demektir. شَاطَ – يَشِيطُ’dan geldiği kabul edildiği takdirde de “helak olmak, yanmak, batıl olmak” anlamına gelmektedir. Secde ile Allah’a yakınlığı mümkün iken, Allah’a başkaldırıp serkeşlik etmesiyle kendi elleriyle kendini helâke sürükleyip, kendi menfaatine olan şeyleri iptal ettiğinden ona “şeytan” denilmiştir. Evet o, rahmet-i ilâhiyeden uzaklaşmış, yanmayı hak etmiş ve bütün davranışları bâtıl, değersiz hâle gelmiş denî bir mahlûktur.
مُسْتَهْزِئُونَ : İstihza, هَزِئَ – يَهْزَأُ fiilinin istif’âl babındandır ve “maskaraya alma, biriyle alay etme, birini hakir görme” gibi mânâları içerir. مُسْتَهْزِئُونَ kelimesi, bu fiilin ism-i fâil sigasının çoğulu olup, “istihza edenler” mânâsınadır.
Şimdi verilen bu iştikak bilgileri ışığında âyetin mânâsını hecelemeye çalışalım:
Onlar, Müslümanlarla karşılaştıkları zaman onlara karşı “Biz iman ettik.” derler. Sonra dönüp şeytanlarıyla, reisleriyle ve hemfikir oldukları kimselerle baş başa kaldıkları ve onlarla beraber bulundukları zaman “Biz kat’iyen sizinleyiz, sadece onlarla istihza ediyorduk.” derler.