İçeriğe geç

İman erkânının en mühimlerinden biri de hiç şüphesiz ki Kur’ân-ı Mu’cizü’l-Beyan’a imandır. Kur’ân-ı Mu’ciz’in, fâik beyanıyla harika ve mu’cize olarak kendisini kabul ettirmesi, aynı zamanda elinde böyle bâhir bir mucize bulunan Hazreti Muhammed’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) peygamberliğinin de tasdiki demektir.

Aslında Efendimiz, Kur’ân’ın delili; Kur’ân da Efendimiz’in peygamberliğinin delilidir. Böyle olunca, Kelâmî ifadesiyle, “Devir olmuyor mu?” denebilir. Hayır, olmuyor; zira Kur’ân-ı Mu’cizü’l-Beyan’ın ispat edici delili, sadece Aleyhissalâtü vesselâm olmadığı gibi, Efendimiz’in peygamberliğine delil de sadece Kur’ân-ı Mu’cizü’l-Beyan değildir. Kur’ân’ın sair i’câz yönleriyle Allah kelâmı olduğu sabit bulunduğu gibi, Efendimiz’in risaleti de Kur’ân’dan başka O’nun sair mucizeleri, kendine mahsus hâlleri ve sıfât-ı hâssalarıyla müsellemdir ve o risalet sadece Kur’ân-ı Kerim’e dayalı değildir. Binaenaleyh burada bir devir meselesi asla bahis mevzuu olmaz. Onun için bu iki âyette Kur’ân-ı Mu’cizü’l-Beyan’ın kelâm-ı ilâhî oluşuyla, bununla müeyyet olan Efendimiz’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) Allah’ın Resûlü olduğu imanın iki rüknü olarak ortaya konmaktadır. Bu üç husus sübut bulunca, arkasından fezleke olarak muannitlere Cehennem hatırlatılıyor. Gelen âyetin başında da Cennet anlatılarak, kesif-zulmanî, latif-nuranî iki cemaatin su-i akıbet ve hüsn-ü meâdları işaretleniyor.

Kur’ân-ı Kerim’in, ona nazire olabilecek bir eser ortaya konması mevzuundaki “tahaddiyât”ı, yani onun âleme meydan okumaları genelde Mekke’de cereyan etmesine mukabil, Medenî bir sûre olan Bakara Sûre-i Celilesindeki وَإِنْ كُنْتُمْ فِي رَيْبٍ مِمَّا نَزَّلْنَا عَلَى عَبْدِنَا فَأْتُوا بِسُورَةٍ مِنْ مِثْلِهِ وَادْعُوا شُهَدَاءَكُمْ مِنْ دُونِ اللّٰهِ إِنْ كُنْتُمْ صَادِقِينَ âyeti Medine’de nâzil olmuştur.

450