İçeriğe geç

Mesnevî’de duygular, düşünceler muhakemelerimizi ezip geçmeyecek şekilde, idraklerimizi aşmayan âli bir üslûpla işlenmiştir. Divan-ı Kebîr’e gelince, onda her şey magmaların feveranı mahiyetindedir ve herkesin yudumlayacağı türden de değildir. Dikkatle bakıldığında, bu kitab-ı celîlü’l-kadr’de fevkalâde bir derinlikle “fenâfillâh-bekâbillâh-maallah” mülâhazalarına bağlı dışa vuran olabildiğine engin mâverâî bir heyecan feveranı müşâhede edilmektedir. Onun Divan’ındaki bu feveranı görebilenler kendilerini yanardağları hatırlatan bir aşk u vecd tufanı içinde bulurlar ve dehşetle ürperirler. Hazret’in herkese açık olmayan bu tür eş’ârında, aklın hudutlarının aşıldığı, insanî normların üstüne çıkıldığı, melekûtî keyfiyâtın mülkî elvân ve eşkâli gölgelediği görülür.

Hazreti Mevlâna, medreseden tekyeye, tekyeden çilehanelere bütün feyiz kaynaklarından beslene beslene olgunlaşmış.. Hakk’a vâsıl olmuş.. kendi sistemi içinde semavîleşmiş ve vilâyet semasında bir Kutup Yıldızı gibi âdeta kendi etrafında dönen bir mâh-ı mücellâdır. Evet o, bulunması gerekli olan yere ulaşmış ve durması icap eden yerde de durmayı başarmış bir babayiğittir. Gördüklerini iyi okumuş, duyduklarını yerinde değerlendirmiş; Hakk’a teveccühünde asla kusur etmemiş ve ötelerden esip gelen vâridlerin, mevhibelerin bir zerresini dahi zayi etmemiştir; zayi etmemiş ve pek çok selefi gibi bu ilâhî atiyyeleri şiir diliyle seslendirmiş, baş döndüren söz hevenkleriyle ortaya koymuştur. O, bu zebercedden büyülü kelimelerle hem kendi aşk u heyecan hummasını dillendirmiş, hem de şiirin köşe-bucak müphemleri içinde, yârâna açık, ağyâra kapalı müteşâbihâtını ifade etme üstadlığını ortaya koymuştur.

161