İçeriğe geç

Yollar bu kutlu aileyi alıp Erzincan’a götürmüş, kader onları Karaman’a çekmiş. Bir miktar “Halâveye” medresesinde talebelik.. bir süre Şam-Halep medreselerinde ulûm-i İslâmiye tahsili.. ve tekmîl-i nüsahtan sonra yeni ana ocağı sayılan Konya’ya avdet.. bir süre sonra Hoca Şemseddin Semerkandî’nin semere-i mübarekesi Gevher Hatun’la izdivaç.. ardından da muhterem peder Sultanü’l-Ulemâ’nın Allah’a yürümesi.. ve Seyyid Burhaneddin Tirmizî’nin nezaretinde uzun bir seyr u sülûk-i ruhanî.. derken birkaç sene sonra Rüknüddin Zerkûbî’nin işaretiyle Konya’ya gelen Şems-i Tebrizî ile buluşma ve yeni bir derinliğe açılma.. ve sonunda bütün dünyada kendi enginliğiyle tanınan Koca Mevlâna. Aslında bunlar, meâliye açık üstün istidat bir nâdire-i fıtratın hayatını tarassut adına ortaya koymaya çalıştığımız birkaç küçük menfez ve uhrevîliğe kilitli Muhammedî ruhun önemli temsilcilerinden birinin hayat-ı seniyyelerinden sadece üç-beş kare..!

Mevlâna mı Şems’in ufkunu açtı, Şems mi Mevlâna’yı alıp ötelere götürdü ve kim kimi hakikatü’l-hakâyık’a, aşk u şevk zirvesine, Hazreti Matlub u Mahbub’a yönlendirdi?.. gibi soru ve münakaşalarla o pak ve müstesna insanların sergüzeşt-i hayatlarıyla alâkalı mülâhazaları bulandırmak istemem vesselâm.. ve zaten bu tür konular bizim gibi düz insanları da çok çok aşar; ama kim bilir, belki de şöyle demek daha uygun olur: Bir dönemde iki müstait ve donanımlı ruh bir araya gelmiş, iki derya gibi birbirine boşalmış; ferden ferdâ zor ulaşılabilecek zirvelere, iştirak-ı mevâhib ve vâridâtla birdenbire ulaşıvermiş; mârifet, muhabbet ve aşk u şevk şâhikalarına otağlarını kurmuş, kendi çağlarını aydınlattıkları gibi günümüze kadar da bütün asırlara o “menhelü’l-azbi’l-mevrûd”dan aldıkları feyizleri ifâza ederek birer “yâd-ı cemil” olarak zikredilegelmişlerdir.

159