İçeriğe geç
23. Bölüm

İslâm’ın Engin Ufku

İslâm, ilâhî ve nebevî derinlikleri itibarıyla insan, kâinat ve ötelere, ötelerin de ötesine ait her şeyi bütün teferruatıyla birden nazara alır ve onlara öyle bakar: O, insanı, hayvanî-cismanî yanları, aklî-ruhî-kalbî derinlikleri, iradî-zihnî-zevkî-hissî enginlikleri, dünyevî-uhrevî ihtiyaç ve beklentileriyle değerlendirir; kâinatı, görünen-görünmeyen bütün yanları, ruhanî-cismanî umum sâkinleri, tabiat ve mâverâ-i tabiata bakan buudları ve fizikî-metafizikî değişik derinlikleriyle nazara verir; ötelerin bu dünya ile olan münasebetlerini, bu dünyanın hususiyetlerini, öbür âlemin fevkalâdeliklerini, buradaki iman, aksiyon, iş ve aktivitelerin inkişaf ederek ve değişip başkalaşarak bin dünya zevkini içinde barındıran bir zevk ve “dâru’z-zevk”e dönüşeceğini ifadelendirir ve her şeyin bir makro plâna ve bir muhit kadere göre cereyan ettiğini gösterir.

İslâm’ın ortaya koyduğu bu plânda, en küçük bir zerre ve zerre altından –atom ve partikül de diyebilirsiniz– iç içe en büyük sistemlere ve onların da ötesine kadar görünen-görünmeyen, bilinen-bilinmeyen, sezilen-sezilmeyen her şey fevkalâde bir birlik, bir tesanüd ve bir tenasüp içinde cereyan eder ve gider Yüce Yaratıcı’ya dayanır. Yine bu plânda, dünya ve ukbâ her zaman iç içedir ve bütün varlık birbirinin mütemmimi gibi bir mahiyet arz etmektedir. Öyle ki, farklı çizgilerde de olsa, insanlar meleklerle aynı şeyleri paylaşır ve dünyevîliğin sıkletiyle uhrevîliğin hiffetini aynı şekilde duyarlar.

202