İçeriğe geç

İslâm’ın, insan, kâinat ve eşyâya baktığı ufuktan bakamayan sınırlı ve önyargılı düşünceler, sadece maddî dünyayı kabul eden dar idrakler hiçbir zaman mülkü melekût içinde, maddeyi mânâ derinliğiyle, varlık ve hâdiseleri de arka plânlarıyla göremediklerinden mülâhaza ve mütalâalarında, bu mülâhaza ve mütalâalara dayanarak ortaya koydukları nazariyelerinde ve bu nazariyelerinin ürünleri sayılan değişik sistemlerinde asla aklî, mantıkî, ruhî ve kalbî boşluklardan kurtulamazlar; kurtulamaz ve sürekli boşluklarını hissedememe boşluğuna takılıverirler.

Allah’ın ilim, irade ve kelâm… gibi sıfât-ı sübhâniyesinin âzam derecedeki tecellisine dayanan İslâm sistemini sınırlı insan düşüncesinin ve mahdut insan idrakinin belirleyip ortaya koyması mümkün değildir. İlâhî ilmin kendine has ihatasıyla, rabbânî beyanın etemmiyet içinde tecellisiyle ve Hak iradesinin rıza ufkunu işaretleyen esprisiyle mü’minlere armağan edilmiş böyle bir “vaz’-ı ilâhî”nin değil aynını, benzerini bile göstermek imkân haricidir.. ve böyle bir hâdise insan ilim, irade, kudret ve dehasını aşar. Aslında, şöyle-böyle kendi maksadını ifade etme gücüne sahip olan hemen herkes az bir dikkatle, gökler ötesinden gelen, gelip her şeyi kuşatan ve insan hayatının gerçek renk, desen ve şivesi sayılan bu vaz’-ı ilâhînin benzeri olamayacağını rahatlıkla anlar ama gel gör ki çokları bu açık hakikati bir türlü görmek istememektedirler.

İşte dünden bugüne o en muhteşem dimağlar.. işte onların ileri sürdükleri iddialı eserler.. ve işte yetiştirdikleri nesiller!.. Acaba onca gayrete rağmen, milyonlarca evliyâ, asfiyâ, ebrâr ve mukarrabîne meşcerelik yapmış böyle kuşatıcı bir sistem ortaya koyabilmişler midir.? Hayır, aslâ ve kat’â.! Değil böyle bir sistem, onun bazı bölümleri ölçüsünde yarım-yamalak bir şey yaptıkları dahi söylenemez.

206