İçeriğe geç

Ağlıyordu. Hıçkırıkları düğüm düğümdü gırtlağında.. Allah Resûlü sordu: “Âişe, seni ağlatan nedir?” Cevap verdi: “Yâ Resûlallah, biraz evvel, وَإِنْ مِنْكُمْ إِلَّا وَارِدُهَا‘İster istemez hepiniz Cehennem’e uğrayacaksınız.’6 âyetini okudum. Ve onun için gözyaşlarımı tutamadım.” Ve sözlerine devam ediyor: “Acaba o gün ehlinizi hatırlar mısınız?” Allah Resûlü cevap veriyor: “Üç yer var ki, orada kimseyi hatırlayamam: Sırat’ta, Mizan’da ve defterlerin herkese verildiği anda; evet, buralarda kimseyi hatırlayamam..!”

İşte kendisinden şefaat ümit ettiğimiz anamız Hz. Âişe, böyle bir endişeyle yaşıyor ve acaba ben münafık mıyım, kuşkusunu içinden bir türlü çıkarıp atamıyordu..!

Bir insanın kusurunu bilmesi kadar büyük irfan olmaz. Kusurunu itiraf edeni müjdelemeli ki, bu hâliyle o, kurtuluşa doğru ilk ve en çalımlı adımını atmıştır.

Sıyam, kıyam, gönül heyecanı ve gözyaşı denilen şeyler insanın mânevî hayatını kurup inşa edeceği esaslardır. Elbette bunlara ilâve edilecek hususlar da vardır. Meselâ insanın malıyla fedakârlık yapması, günümüzde farzlar ötesi farz durumunda olan cihadda bulunması gibi meseleler, mânevî çatının vazgeçilmez rükünleridir.

Bunlardan biri eksik olursa, insan, namazın rükünlerinden birini eksik yapmış gibi, Cenâb-ı Hakk’ın (celle celâluhu) rahmetiyle rezonans olamaz. Rabbimiz’in rahmetiyle tam temasa geçmemiz ve aynı frekanstaki alıcı-verici durumunu elde edebilmemiz için, O’nun bize, ferdî, ailevî ve cemiyet hayatımıza dair teklif ettiği bütün emirlerini arızasız ve kusursuz yerine getirmemiz icap etmektedir. Aynen bunlar, bir kilidin içine giren anahtarın dili gibidir. Dişlerden bir tanesinde herhangi bir arıza, bir bozukluk bulunsa, diğer bütünü uysa ve tutsa bile kapıyı açamazsınız. Ne olursa olsun, mükellefe düşen şey “kilide göre anahtar” deyip, sebepler plânında sorumluluklarını kusursuz yerine getirmektir.

104