Efendimiz bir hadislerinde, ahiretten bir tabloyu şöyle anlatırlar: Allah (celle celâluhu), Hz. Nuh’a soracak: “Sen, sana düşen vazifeyi hakkıyla yerine getirdin mi?” O büyük peygamber cevap verir: “Evet yâ Rabbi, yerine getirdim. Bana verdiğin tebliğ vazifesini kusursuz eda ettim.” Bunun üzerine Cenâb-ı Hak, Hz. Nuh’tan şahit ister. O da ümmet-i Muhammed’i şahit gösterir. Bunun nasıl olacağı sorulunca da şöyle cevap verir: “Sen onları ümmetlere şahit kıldın.. onlar da ellerindeki Kitap’ta gördüler ki Nuh vazifesini yapmış. Ve işte ben de onları bugün kendime şahit olarak gösteriyorum.”6
Evet, âyet öyle diyordu: “İşte böylece, sizin insanlar üzerinde şahitler olmanız, Resûl’ün de sizin üzerinize bir şahit olması için sizi ümmet-i vasat (dengeli ve orta bir ümmet) kıldık.”7
Şefaat haktır ve gerçektir. Bütün büyükler Cenâb-ı Hakk’ın koyduğu sınır dahilinde şefaat edeceklerdir. Şahit olmak da bir bakıma şefaat kabul edilecekse eğer, ümmet-i Muhammed bu mânâda bütünüyle şefaat edecektir.
Şefaati inkâr edenlerin, dünyada da ukbâda da kazanacakları bir şey yoktur. Çünkü Allah (celle celâluhu) orada kullarına, kulları O’nu nasıl bilip tanımışlarsa, öyle muamele edecektir…
1Tirmizî, menâkıb 1; İbn Mâce, zühd 37.
2Bakara sûresi, 2/255.
3Ebû Dâvûd, sünnet 21; Tirmizî, kıyâme 11; İbn Mâce, zühd 37.
4Müddessir sûresi, 74/48.
5Furkan sûresi, 25/74.
6Buhârî, enbiyâ 2; tefsir (2) 13; i’tisam 19.
7Bakara sûresi, 2/143.