İçeriğe geç

Evet, Allah Resûlü’nün (sallallâhu aleyhi ve sellem), Cennet ve Cenâb-ı Hakk’ın O’na gösterdiği bütün güzellikler karşısında gözü kamaşmadan, mazhar olduğu nimetleri başkalarına da duyurmak için, yeniden bu kevn ü fesada dönmesi, elimizden tutup ötelere götürmek üzere aramıza gelmesi, وَالنَّجْمِ إِذَا هَوٰى hakikati ile alâkalı tevcihlerden biridir. Burada, bir yıldız diye Efendimiz’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) mübarek şanına yeminin yapılması çok mânidardır.

Evet, o yıldız bir mânâda Efendimiz’dir. O, temelde haiz bulunduğu fezâil ve mezâyânın yanında, miraçta mazhar olduğu nimetlerle bir başka Muhammed (sallallâhu aleyhi ve sellem) olarak geriye dönmesi, çok farklı bir nüzul ve beşer tarihinde eşi olmayan bir hâdisedir. İşte O’nun haiz bulunduğu o fezâil ve miraçla elde ettiği yeni mazhariyetler adına Allah O’na kasem ediyor. Evet, İsrâ sûresinde “Görür ve işitir.” deyip, kendisine ait sıfatları, إِنَّهُ هُوَ السَّم۪يعُ الْبَص۪يرُ3 ifadesiyle –bazı tefsircilere göre– Hz. Muhammed’e (sallallâhu aleyhi ve sellem) isnat ettiği gibi, burada da o pâyeyi yine O’na veriyor, وَالنَّجْمِ إِذَا هَوٰى diyor ve O’nun şanına yemin ediyor.

وَالشَّمْسِ وَضُحٰيهَا4 ’da güneşe ve güneşle ortaya çıkan duhâya (kuşluğa) kasem ediliyor. وَالَّيْلِ إِذَا سَجٰى5 da ise, mahall-i istirahat olması itibarıyla geceye ve geceyi bastıran karanlığa; sonra da yeniden karanlığın yırtılıp, aydınlıkların çıkmasına, yani kâinattaki devr-i daimle gelen ilâhî eltâf ve ihsanlara kasem ediliyor.

33