Tarihte, yeni bir çağın açılması ve bir çağın kapanması, İstanbul’un fethiyle olmuştur. Avrupa’ya giden İslâm orduları, İstanbul’da hazırlanarak gitmişlerdir. Hatta bir iki defa Bağdat bile İstanbul’dan fethedilmiştir. Son Revan Seferi 4. Murat tarafından, İstanbul’dan giden bir ordu ile gerçekleştirilmiş ve bir kere daha vahdet-i İslâmiye, İstanbul vasıtasıyla temin edilmiştir. İstanbul bütün bunlarla çok uğurlu ve mübarek bir belde hâline gelmiştir.
Ve yine İstanbul Müslümanlar tarafından fethedilmeden önce, evvelâ Ebû Eyyub el-Ensarî Hazretlerini bir misafir olarak kabul etmiş, bağrını ona açmıştır. Ebû Eyyub el-Ensarî ki, Efendimiz’e mihmandarlık yapmış, O’nu misafir etmiş bir insandır. Kaderin cilvesine bakın ki, Medine’de Efendimiz’e mihmandarlık yapan bu insan, İstanbul’a gelmiş, burada gömülmüş; sonra da İstanbul ona mihmandarlık yapmaya başlamış…
Evet, Büyük Hünkâr İstanbul’u fetheder etmez, henüz Fatih Camiini yapmadan, Ayasofya’yı camiye çevirmeden, İstanbul adına tasarladığı planları ele almadan evvel, yanında mânâ gözü açık ve فَكَشَفْنَا عَنْكَ غِطَۤاءَكَ فَبَصَرُكَ الْيَوْمَ حَدِيدٌ3 sırrının dünyadaki temsilcilerinden Akşemseddin Hazretlerine, “Allah Resûlü’nün Mihmandarı, sahabe-i güzinden, Ebû Eyyub el-Ensarî Hazretlerini bana bul!” demiş.. o zat da keşfen, bulup çıkarmış.. sonra da yanı başına kendi ismiyle, hem İstanbul’un hem de bütün İslâm dünyasının en güzide mâbetlerinden biri inşa ettirilmiştir.
Evet, bir yönüyle İstanbul, Efendimiz’e (sallallâhu aleyhi ve sellem) ait çok mühim bir emaneti bağrında saklamakta ve âdeta cihad adına gelen bu şanlı sahabi cihad şehrinin bir remzi olmaktadır. Büyük cihadlar umumiyetle İstanbul’dan şahlanan insanlarla gerçekleştirilmiş ve İstanbul merkezli nice fetihler görmüşüzdür.