İçeriğe geç
Sözler

kâfirlerden hiçbiri bu ayeti yalanlamaya kalkışmamış, Kur’an’ın haber verdiği şu vakayı inkâr etmek için ağzını açmamıştır. Eğer o hadise, o zaman kâfirler için kesin ve gerçekleşmiş olmasaydı, bu ayeti delil sayarak gayet dehşetli bir yalanlamaya girişir ve Hazreti Peygamber’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) davasını çürütmek için hücum ederlerdi. Halbuki siyer ve tarih kitapları, şu hadiseye dair, onunla münasebeti olan kafirlerin böyle hiçbir şeyini nakletmemiştir.

Yalnız وَيَقُولُوا سِحْرٌ مُسْتَمِرٌّ ayetinin beyan ettiği gibi, tarihlerde nakledilen şudur: O hadiseyi gören kâfirler, bunun sihir olduğunu iddia etmiş ve “Bize sihir gösterdi. Eğer başka taraflardaki kervan ve kafileler de görmüşse hadise doğrudur; yoksa bize sihir yapmıştır.” demişler. Sabahleyin Yemen’den ve başka taraflardan gelen kafileler böyle bir hadiseyi gördüklerini haber verince kâfirler, Fahr-i Âlem (aleyhissalâtü vesselam) hakkında (hâşâ) şöyle demiş: “Ebû Talib’in yetiminin sihri göklere de tesir etti.”

İkinci Nokta

Sa’d-ı Teftâzânî gibi büyük muhakkiklerin çoğu demiştir ki: “Ayın yarılması; Resûl-u Ekrem’in parmaklarından su akması, o suyu bütün bir orduya içirmesi, hutbe okurken dayandığı kuru direğin Allah Resûlü’nden (aleyhissalâtü vesselam) ayrılacağı için ağlaması ve bunu bütün cemaatin işitmesi gibi tevatür derecesindeki hadiselerdendir. Yani onu tabakadan tabakaya öyle geniş bir cemaat nakletmiştir ki, yalanda birleşmeleri imkânsızdır. Bu hadise, meşhur Halley kuyruklu yıldızının bin sene önce görünmüş olması gibi, tevatür derecesindedir. Varlığı, görmediğimiz Serendib Adası’nın varlığı gibi, tevatürle kesindir.” İşte böyle kesin ve şahitliğe dayanan meselelerde vehimler yüzünden şüpheye düşmek akılsızlıktır. Bu çeşit hadiselerin yalnızca

714