İçeriğe geç
Sözler

Hem O’nun; âlemin yaratılışında gösterdiği, akılları hayrette bırakan nakışlarının ne demek olduğunu ve varlıkların nereden gelip nereye gideceğini, rubûbiyetinin hikmetiyle şuur sahiplerine bildirmek istediği anlaşılıyor. Elbette sonsuz hikmet sahibi Hâkim ve sonsuz ilim sahibi Sâni, rubûbiyetini göstermek ister.

Hem madem gösterdiği bu kadar lütuf ve merhamet eseri ve sanat harikaları ile kendini şuur sahiplerine tanıtmak ve sevdirmek ister. Elbette arzularını ve rızasına ulaştıracak şeylerin ne olduğunu o şuurlu varlıklara bir elçi vasıtasıyla bildirecektir.

Öyleyse şuur sahiplerinden birini tayin edip onunla rubûbiyetini ilan edecektir. Sevdiği sanatlarını göstermek için bir elçiyi yüce huzuruna yakınlıkla şereflendirip bu işe vasıta kılacaktır. Yüce maksatlarını şuur sahiplerine bildirmesi ve kemâl vasıflarını göstermesi için bir zâtı yol gösterici yapacaktır. Şu kâinata koyduğu tılsımın ve varlıklarda gizlediği rubûbiyet sırrının mânâsız kalmaması için herhalde bir rehber tayin edecektir. Gösterdiği ve nazarlara sunduğu sanat güzelliklerinin faydasız ve abes olmaması için onlardaki maksatları ders verecek bir kılavuz vazifelendirecektir. Ve rızasına ulaştıran şeylerin ne olduğunu şuur sahiplerine tebliğ etmesi için bir zâtı bütün şuurlu varlıkların üstünde bir makama çıkaracak ve rızasını ona bildirecek, onunla haber verecektir.

Madem hakikat ve hikmet böyle gerektiriyor ve şu vazifelere en lâyık zât Hazreti Muhammed’dir (aleyhissalâtü vesselam). Çünkü bu vazifeleri en mükemmel şekilde bilfiil o yapmıştır. Onun eseri olan İslam âlemi ve gösterdiği İslamiyet nuru, buna adil ve dosdoğru birer şahittir. Öyleyse o zâtın bütün kâinatın üstüne çıkıp, bütün varlık tabakalarından geçip öyle bir makama yükselmesi lâzımdır ki, bütün mahlûkatın Hâlık’ı ile, hepsi adına, doğrudan doğruya, yüce, küllî bir sohbet etsin. İşte Mirac bu hakikati bildiriyor.

Kısacası: Madem Allah şu koca kâinatı zikredilen maksatlar gibi çok büyük gayeler için bu şekilde yaratmış, düzene koymuş ve süslemiştir. Hem madem varlıklar içinde, şu kuşatıcı rubûbiyeti bütün incelikleriyle, şu büyük ulûhiyet saltanatını bütün hakikatleriyle sadece insan görebilir. Elbette o Hâkim-i Mutlak, insan ile konuşacak ve ona isteklerini bildirecektir. Madem her insan mahiyetinin sınırlarından ve bayağı arzularından sıyrılıp en yüksek, küllî makama çıkamıyor.

690