şaşırmadan canlının bedeninde dört süzgeçten geçerek rızka muhtaç uzuv ve hücrelerin imdadına yetişmek için kandaki alyuvarlara yüklenip bir cömertlik ve ihsan kanunuyla yardıma ulaşırlar. İşte açıkça anlaşılır ki: Şu zerreleri binlerce farklı merhaleden geçiren ve sevk eden, elbette ve elbette, Rezzak ve Kerim bir Zât, Rahîm bir Yaratıcıdır; O’nun kudreti karşısında zerreler ve yıldızlar omuz omuzadır, eşittir.
Hem her bir zerre, vazifesini öyle benzersiz bir sanatla görür, nakış gibi işler ki, ya diğer bütün zerrelerle münasebetli, onların her birine ve hepsine hem hâkim hem bağlı bir vaziyette o hayret verici ve hikmetli sanatı, nakşı bizzat bilir ve yaratır. Bu ise binlerce defa imkânsızdır, akıl dışıdır. Ya da o zerreler bir Sâni-i Hakîm’in kader kanunundan ve kudret kaleminden çıkan, hareket etmekle vazifeli birer noktadır.
Nasıl ki, mesela Ayasofya’nın kubbesindeki taşlar, eğer mimarının emrine ve sanatına tâbi olmazsa, her bir taşın Mimar Sinan gibi bir usta olması ve diğer taşlara hem bağlı hem hâkim bulunması, yani “Geliniz, düşmemek, ayakta durmak için baş başa verelim.” demesi gerekir. Aynen öyle de, Ayasofya’nın kubbesinden binlerce defa daha sanatlı, daha hayret verici ve hikmetli olan varlıklardaki zerreler, Kâinatın Ustasının emrine uymazsa, her birine kâinatın Sâni’inin sıfatları kadar kemâl sıfatı verilmesi lâzım gelir.
Fesubhanallah! Dinsiz maddeciler bir Vâcibü’l Vücûd’u kabul etmediklerinden, mezheplerine göre zerreler sayısınca bâtıl ilahı kabul etmeye mecbur kalıyorlar. İşte bu yüzden inkârcı kâfir ne kadar filozof ve âlim de olsa, sonsuz ve mutlak bir cehalet içindedir.
Üçüncü Nokta
Bu nokta, Birinci Nokta’nın sonunda bahsedeceğimizi söylediğimiz altıncı büyük hikmete bir işarettir:
Yirmi Sekizinci Söz’deki ikinci soruya verilen cevabın haşiyesinde şöyle denilmişti: Zerrelerin havadaki ve canlıların cisimlerindeki hareketlerinin binlerce hikmetinden biri de onları nurlandırmaktır ve ahiret âlemine lâyık zerreler olmak için canlı ve mânâlı hale gelmektir. İnsanların ve hayvanların bedenleri, hatta bitkilerin gövdeleri âdeta terbiye dersini almak için gelenlere bir misafirhane, bir kışla, bir okul hükmündedir ki, cansız zerreler oralara girer ve nurlanır. Âdeta bir talim görür,