Evet, bir zerre, aczi ve cansızlığıyla beraber, şuurlu bir şekilde büyük vazifeleri yapmak ve büyük yükleri kaldırmakla Vâcibü'l-Vücûd’un varlığına açıkça şahitlik eder. Hareketlerinde kâinatın umumi düzenine ve her girdiği yerde oraya mahsus kanunlara uymakla ve her yeri vatanı bilip oraya yerleşmesiyle de Vâcibü'l-Vücûd’un birliğini, mülk ve melekûtun mâliki olan Zât’ın her varlıkta tek tek görülen birlik tecellisini gösterir. Yani zerre kiminse gezdiği her yer de aynı zâtındır. Demek, zerrenin aciz, yükünün çok ağır ve vazifelerinin sonsuz olması, onun bir Kadir-i Mutlak’ın ismi ve emriyle hareket ettiğini bildirir.
Hem kâinatın umumi kanunlarını bilir gibi hareket etmesi ve her yere kolayca, mânilerle karşılaşmadan girmesi, o zerrenin, tek bir Alîm-i Mutlak’ın kudreti ve hikmetiyle iş gördüğünü gösterir. Evet, nasıl ki bir askerin, takımında, bölüğünde, taburunda, alayında, fırkasında ve bunlar gibi her bir dairede birer bağı ve o bağa göre birer vazifesi vardır. Asker o bağları, o vazifeleri bilmekle, onlara uygun hareket etmekle ve askerî düzen altında talim görmekle beraber, bütün o daireleri idare eden bir tek başkumandanın emrine ve kanununa tâbidir. Aynen öyle de, her zerrenin, birbiri içinde bir bütünü oluşturan kısımlara karşı uygun birer vaziyeti, hepsiyle ayrı ayrı, faydaya dayanan birer bağı, düzenli birer vazifesi, hikmetli neticeleri bulunur. Elbette o zerreyi o kısımlara, bütün bağlarını ve vazifelerini muhafaza edip netice ve hikmetleri bozmayacak bir şekilde ancak bütün kâinat tasarrufu altında olan bir Zât yerleştirebilir.
Mesela, Tevfik’in gözbebeğine yerleşen zerrenin, gözdeki bütün sinirlere, atardamar ve toplardamar gibi damarlara göre vaziyet alması ve yüzde, başta, gövdede, daha sonra da tam bir hikmetle vücudun tamamında birer bağının, vazifesinin, faydasının bulunması gösteriyor ki, ancak vücudun bütün uzuvlarını yaratan Zât o zerreyi oraya yerleştirebilir.
Bilhassa rızık olmak için gelen, rızık kafilesinde yolculuk eden zerreler, çok hayret verici bir düzen ve hikmetle nice merhaleden, tabakadan muntazam bir şekilde geçip gelirler. Şuurluymuş gibi, hiç
Dipnotlar
- Melekût: Varlığın parlak ve temiz, somut âlemin renkleri ve kirlerinin karışmadığı yüzü. Kâinatın bu yüzü vasıtasız, kendi Hâlık'ına dönüktür. Onda sebep-sonuç zinciri yoktur.
- Haşiye: Nur’un birinci kâtibidir.