İçeriğe geç
Sözler

olan her şeyde geçerlidir. Demek ki, zaman gelecek, kâinatın büyük hakikatinin kabuğu ve sureti olan şu görünen âlem Fâtır-ı Zülcelâl’in izniyle parçalanacak, sonra tazelenip daha güzel bir suret alacaktır. يَوْمَ تُبَدَّلُ الْأَرْضُ غَيْرَ الْأَرْضِ ayetinin hakikati ortaya çıkacaktır.

Kısacası: Dünyanın ölümü mümkündür, hem de şüphe götürmez şekilde mümkündür.

İkinci Mesele: Dünyanın ölümünün gerçekleşmesidir. Bütün semavî dinlerin ortak hükmü, bütün temiz fıtratların şahitliği ve kâinattaki bütün değişimler, dönüşümler, halden hale geçmeler bu meseleye delildir. Hem asırlar ve seneler sayısınca canlı ve seyyar âlemin şu dünya misafirhanesindeki ölümleri, dünyanın da onlar gibi öleceğini ispat eder.

Dünyanın ölüm ânını Kur’an ayetlerinin işaret ettiği şekilde hayalinde canlandırmak istersen bak: Şu kâinattaki her unsur, ince ve kusursuz bir düzenle birbirine bağlanmıştır. Gizli, nazik, latif bağlarla birbirlerine tutunmuş ve o derece intizam içindedirler ki, eğer büyük gökcisimlerinden yalnız biri “Ol!” emrine veya “Yörüngenden çık!” hitabına muhatap olsa dünyanın ölümü de başlar. Yıldızlar çarpışacak, gökcisimleri dalgalanacak, sonsuz uzay boşluğunda gülle gibi milyonlarca kürenin, büyük topların müthiş sedaları çınlayacaktır. Onlar birbiriyle çarpışarak kıvılcımlar saçacak, dağlar uçacak, denizler yanacak ve yeryüzü dümdüz olacaktır. İşte şu ölüm ve can çekişme ânı ile Kadîr-i Ezelî kâinatı çalkalayıp boşaltır; cehennem ve cehennemin unsurları bir tarafa, cennet ve cennete uygun unsurlar bir tarafa çekilir, ahiret âlemi ortaya çıkar.

Üçüncü Mesele: Son bulacak olan bu âlemin dirilmesi mümkündür. Çünkü İkinci Esas’ta ispat edildiği gibi, Cenâb-ı Hakk’ın kudretinde noksan yoktur. Ölümden sonra dirilişin gerekçeleri gayet kuvvetlidir ve bu mesele mümkinattandır. Mümkün bir meselenin gayet kuvvetli bir gerekçesi varsa ve onu yapacak failin kudretinde noksanlık yoksa, ona sadece mümkün değil, belki olmuş gözüyle bakılabilir.

İnce Bir Nükte:

Şu kâinata dikkat edilse, içinde iki unsurun her tarafa uzandığı, kök saldığı görülür. Hayır-şer, güzel-çirkin, fayda-zarar, kemâl-noksan,

645