İçeriğe geç
Sözler

göre hareket etmekle, her şeyde nefsine de bir hisse çıkarmakla ve diğer hizmetkârlara nezaretle vazifelendirilmiştir, bu açıkça görünüyor. Elbette dördüncü kısım, belki aslında birinci kısım olan hizmetkârlar da bulunacaktır. Onlar insana benzer, Sâni-i Zülcelâl’in küllî emirlerini bilir ve ona göre bir kullukla hareket ederler. Fakat insandan farklı olarak nefsanî hazlardan arınmışlardır ve ibadetleri karşılığında ücret beklemezler. Yalnız Sâni-i Zülcelâl’in nazarı, emri, teveccühü, hesabı ve adıyla, O’na yakınlık ve bağlılık ile hissedip kazandıkları lezzeti, kemâli, zevk ve saadeti kâfi görüp hâlis bir şekilde, ihlâsla çalışırlar. İbadet vazifeleri cinslerine ve kâinatta nezaret ettikleri varlıkların türüne göre değişir. Bir hükümetin farklı dairelerindeki memurlar gibi, Cenâb-ı Hakk’ın rubûbiyet saltanatının dairelerinde kulluk vazifeleri ve tesbihatları farklılık gösterir. Mesela Hazreti Mikail, Cenâb-ı Hakk’ın yeryüzü tarlasına ekilen sanatlı eserlerine yine O’nun hesabına, O’nun kudretiyle, kuvvetiyle, emriyle bakan umumi bir nezaretçi hükmündedir. Tabir caizse çiftçi misali bütün meleklerin reisidir. Hem Fâtır-ı Zülcelâl’in izniyle, emriyle, kudretiyle ve hikmetiyle bütün hayvanların manevî çobanlarının da bir reisi, büyük bir vazifeli meleği vardır.

İşte madem kâinattaki maddî varlıkların her biri için vazifeli birer melek bulunması gerekir ki, o cismin gösterdiği kulluk vazifesini ve tesbihatını ruhlar âleminde temsil etsin, Cenâb-ı Hakk’ın ulûhiyet dergâhına bilerek arz etsin. Elbette Muhbir-i Sadık’ın (aleyhissalâtü vesselam) meleklerin suretleri hakkındaki hadisleri de gayet yerinde ve akla uygundur. Mesela buyurmuş ki: “Bazı meleklerin kırk veya kırk bin başı vardır. Her başta kırk bin ağızları bulunur, her bir ağızda kırk bin dille kırk bin tesbihat yaparlar.” Bu hadisin hakikatinin bir mânâsı, bir de sureti var. Mânâsı şudur: Meleklerin ibadetleri hem gayet muntazam ve mükemmeldir, hem de gayet kuşatıcı ve geniştir. Sureti ise şudur: Bazı büyük, cismani varlıklar kulluk vazifelerini kırk bin başla, kırk bin tarzda görür. Mesela gökyüzü, tesbihatını güneşlerle, yıldızlarla yapar. Yeryüzü tek bir varlık iken kulluk vazifesini yüz bin başla, her başta yüz binlerce ağızla, her ağızda yüz binlerce dille yerine getirir ve Rabbini tesbih eder. İşte yeryüzüne nezaretle vazifeli meleğin de

623