Bu Esas’ın Hâtimesi
Tecrübeyle sabittir ki, madde asıl değildir; varlık onun emrinde ona hizmet edip tâbi olamaz. Madde ancak bir mânâ ile ayakta durur. İşte o mânâ hayattır, ruhtur. Hem gözle görüldüğü üzere, madde efendi değildir ki her şey ona indirgensin. Belki hizmetçidir; bir hakikatin mükemmelleşmesine hizmet eder. O hakikat, hayattır. O hakikatin esası ise ruhtur. Hem açıkça görüldüğü gibi, madde hâkim değildir ki ona müracaat edilsin, mükemmel vasıflar ondan istensin. O, aksine mahkûmdur, bir kanunun hükmüne bakar ve onun gösterdiği şekilde hareket eder. İşte o esas hayattır, ruhtur, şuurdur. Hem madde, mahiyeti gereği, zorunlu olarak öz ve esas değildir, sabit değildir ki kâinattaki icraat ve mükemmellikler ona takılsın, onun üzerine kurulsun. Madde yarılmaya, erimeye, yırtılmaya hazır bir kabuktur, köpüktür, bir surettir.
Gözle görülmeyecek kadar küçük bir canlının bile ne kadar keskin ve hassas duygulara sahip olduğu, arkadaşının sesini işittiği, rızkını fark ettiği görülmüyor mu? Şu hal gösteriyor ki, maddenin küçülüp incelmesi ölçüsünde hayatın neticeleri çoğalıyor, ruhun nuru kuvvetleniyor. Âdeta madde inceldikçe ve insan maddiyattan uzaklaştıkça ruh âlemine, hayat âlemine, şuur âlemine yaklaşıyor gibi ruhun harareti ve hayatın nuru daha şiddetli tecelli ediyor. İşte hiç mümkün müdür ki, bu madde perdesinde hayatın, şuurun ve ruhun bu kadar sızıntıları bulunsun da, perde altındaki o görünmeyen âlem, canlı ve şuur sahibi varlıklarla dolu olmasın! Hiç mümkün müdür ki, mânânın, ruhun, hayatın ve hakikatin şu görünen maddî âlemdeki sayısız sızıntılarının, parıltılarının ve neticelerinin kaynağı, yalnız maddeye ve maddenin hareketine indirgenip öyle izah edilsin. Hâşâ, katiyen ve asla! Bu sonsuz sızıntılar ve parıltılar gösteriyor ki, gözle görülen şu maddî âlemimiz, ruhlar âlemi üzerine serilmiş dantelalı bir perdedir.
İkinci Esas
Bütün felsefeciler ve din âlimleri, bilerek ya da bilmeyerek, manevî bir ittifakla -tabirlerdeki farklılıklarıyla beraber- meleklerin ve
Dipnotlar
- Sonsöz.