İçeriğe geç
Sözler

muazzam bir nimete erişiyorsa, geniş ve ebedî bir saadet yurdunda, insana beş yüz senelik mesafeyi içine alan bir mülk verilmesi nasıl akıldan uzak görülebilir?

Hem nasıl ki, şu kesafetli, karanlık, dar dünyada güneşin pek çok aynada bir anda görünmesi gibi, nurani zâtların, aynı anda birçok yerde aynen bulunduğu... On Altıncı Söz’de ispat edildiği gibi, mesela Hazreti Cebrail’in (aleyhisselam) bir anda bin yıldızda, hem Arş’ta, hem Resûl-u Ekrem’in (aleyhissalâtü vesselam) meclisinde hem de Cenâb-ı Hakk’ın huzurunda hazır olduğu... Hazreti Peygamber’in (aleyhissalâtü vesselam) haşirde ümmetindeki takva sahiplerinin çoğuyla aynı anda görüşeceği ve dünyada sayısız makamda aynı anda göründüğü… Evliyanın bir nevi garibi olan abdalların aynı anda birçok yerde görüldükleri… Sıradan insanların rüyalarında bazen bir dakikada bir senelik iş gördükleri ve buna şahit oldukları... Herkesin kendi kalb, ruh ve hayal dünyasında aynı anda pek çok yerle temas edip ilgilendiği mâlumdur ve bunların misalleri görülmüştür. Elbette nuranî, bir kayıt altında bulunmayan, geniş ve ebedî cennette de cisimleri ruh kuvvetinde, hafifliğinde ve hayal süratinde olan cennet ehlinin, bir anda yüz binlerce yerde bulunup yüz binlerce huriyle sohbet ederek yüz bin tarzda zevk alması o ebedî cennete ve Cenâb-ı Hakk’ın sonsuz rahmetine lâyıktır, Muhbir-i Sadık’ın (aleyhissalâtü vesselam) haber verdiği gibi hak ve hakikattir. Bununla beraber, o muazzam hakikatler bu küçücük aklımızın terazisiyle tartılmaz.

İdrâk-i maâli bu küçük akla gerekmez.

Zira bu terazi o kadar sıkleti çekmez.

(Yüksek fikirler bu küçük akla gerekmez

Zira bu terazi o kadar ağırlığı çekmez)

609