İçeriğe geç
Sözler

erteleyip beklemekten lezzet alır. Talihsiz yolcu ise kendi kendine zulmetmiş, gündüz gibi güzel bir hakikati ve parlak bir vaziyeti basiretsizliğiyle kendisi için karanlık bir vehim, bir cehennem haline getirmiştir. Ne şefkati hak eder ne de kimseden şikâyet etmeye hakkı vardır.

Nasıl ki, bir adam yaz mevsiminde, güzel bir bahçede, dostlarının arasında, hoş bir ziyafetteki keyifle yetinmez, pis içkilerle sarhoş olup kendisini kış ortasında, canavarlar içinde aç ve çıplak hayal ederek bağırmaya, ağlamaya başlar ve dostlarını canavar gibi görüp aşağılarsa, şefkate lâyık değildir ve kendi kendine zulmetmiş olur. İşte bu talihsiz yolcu da aynen öyledir. Bahtiyar yolcu ise hakikati görür. Hakikat güzeldir; o yolcu, bu güzelliği anlayıp hakikat sahibinin kemâline hürmet eder, rahmetine lâyık olur.

İşte, Kur’an’ın “Fenalığı kendinden, iyiliği Allah’tan bil.” şeklindeki hükmünün sırrı ortaya çıkıyor. Daha bunlar gibi pek çok farkı kıyaslarsan anlayacaksın ki: İlk yolcunun nefs-i emmaresi, ona manevî bir cehennem hazırlamıştır. Ötekinin iyi niyeti, temiz ahlâkı ve güzel düşünceleri ise onu büyük bir ihsana ve saadete, parlak bir fazilete ve berekete kavuşturmuştur.

Ey nefsim ve ey nefsimle beraber bu hikâyeyi dinleyen insan!

Eğer talihsiz değil, bahtiyar yolcu olmak istersen Kur’an’ı dinle ve emirlerine itaat et, ona yapış ve hükümleriyle amel et!

Şu hikâyedeki hakikatleri anladıysan dinin, dünyanın, insanın ve imanın hakikatlerini onda görebilirsin. Mühim olanları ben söyleyeceğim, daha incelerini kendin bul… İşte bak!

O iki kardeşten biri müminin ruhu ve salih bir insanın kalbi, diğeri kâfirin ruhu ve bozulmuş kalbidir. O iki yoldan sağa giden, Kur’an ve iman yolu, soldaki ise isyan ve küfür yoludur.

Ve o yoldaki bahçe, insanlığın ve medeniyetin geçici toplum hayatıdır ki, orada iyi ve kötü, temiz ve pis şeyler, hayır ve şer beraber bulunur. Akıllı insan odur ki, خُذْ مَا صَفَا دَعْ مَا كَدِرَ kaidesince amel

57