İçeriğe geç
Sözler

ayeti ise ifade ettiği geniş hakikati görür, gösterir.

İşte bu ayetler dünya ve ahiret ile ilgili bütün ilmî ve amelî iman esaslarını, İslam’ın beş şartının her birini ve insanı iki cihan saadetine ulaştıran bütün düsturları etraflıca, kasten, cidden görür, gösterir. Dengesini muhafaza eder, uyumunu sürdürür. O hakikatlerin bütünün ahenginden meydana gelen güzelliğin kaynağından, Kur’an’ın manevî bir mucizesi doğar.

İşte şu büyük sırdandır ki, kelâm âlimleri Kur’an’ın talebeleri oldukları ve bir kısmı onlarca cilt olmak üzere iman esaslarına dair binlerce eser yazdıkları halde, Mutezile mezhebindekiler gibi aklı vahye tercih ettikleri için davalarını Kur’an’ın on ayeti kadar dahi açıkça ifade edememiş, kesin bir şekilde ispatlayamamış ve muhataplarını ciddi ikna edememişler. Onlar âdeta uzak dağların altından borular döşeyip bütün âlemi bir sebepler ağı ile gezip orada silsileyi keser, sonra âb-ı hayat hükmünde olan Cenâb-ı Hakk’ın marifetini ve Vâcib-ül Vücud’un varlığını ispat ederler. Kur’an ayetleri ise birer asâ-yı Musa gibi her yerden su çıkarabilir, her şeyden bir pencere açar, Sâni-i Zülcelâl’i tanıtır. Kur’an denizinden süzülüp gelen Arapça “Katre” risalesinde ve başka Söz’lerde bu hakikat fiilen ispat edilmiş, gösterilmiştir. İşte bu sırdandır ki, hadiselerin iç yüzüne dalarken sünneti seniyyeye uymayıp kendi tecrübelerine güvenerek yarı yoldan dönen ve bir cemaatin reisliğine geçip bir fırka teşkil eden sapkın toplulukların imamları, hakikatin dengesini, uyumunu muhafaza edememiştir. Bu yüzden bid’atlara, dalâlete düşüp peşlerinden gelen insanları yanlış yola sevk etmişlerdir. İşte onların bütün acizlikleri, Kur’an ayetlerinin mucizeliğini gösterir.

537