tûbâ ağacı şeklinde düşünelim. O nuranî ağacın geniş dairesi ezelden ebede uzanıyor. Büyüklüğünün hudutları, sonsuz, uçsuz bucaksız âlemlere yayılıyor, onları kuşatıyor. İcraatının sınırları,
هُوَ الَّذِي يُصَوِّرُكُمْ فِي الْأَرْحَامِ كَيْفَ يَشَاءُفَالِقُ الْحَبِّ وَالنَّوٰى
يَحُولُ بَيْنَ الْمَرْءِ وَقَلْبِهِ
ayetlerindeki sınırlardan ta
وَسَخَّرَ الشَّمْسَ وَالْقَمَرَخَلَقَ السَّمٰاوَاتِ وَالَْأرْضَ فِي سِتَّةِ أَيَّامٍ
وَالسَّمٰاوَاتُ مَطْوِيَّاتٌ بِيَمِينِهِ
ayetlerinde ifade edilen sınırlara kadar uzanan o nuranî hakikati; o isim, sıfat, icraat ve fiillerin hakikatlerini Kur’an, bütün dal ve budaklarıyla, gaye ve meyveleriyle son derece münasip ve birbirine uygun, birbirine yakışır, birbirinin hükmünü bozmayacak, birbirine yabancı düşmeyecek bir şekilde bildirmiştir. Bütün keşf ve hakikat ehli, melekût âleminde yolculuk eden bütün irfan ve hikmet sahipleri, Kur’an’ın bu beyanları karşısında “Sübhanallah! Ne kadar doğru, hakikate ne kadar uygun, ne kadar güzel, mucizeliğine ne kadar lâyık!” diyerek onu tasdik ediyorlar.
Mesela Kur’an, bütün imkân ve vücûb dairesine bakan ve o iki büyük ağacın bir tek dalı hükmünde olan imanın altı esasını, o esasların bütün dal ve budaklarını ta aralarındaki en ince meyve ve çiçeklere kadar öyle uyum gözeterek tasvir eder, o derece dengeyle tarif eder ve o kadar münasip bir şekilde gösterir ki, insan aklı bunu idrakten aciz kalıp güzelliğine hayran olur. Ve o iman dalının bir budağı hükmündeki İslamiyet’in beş esası, aralarındaki en ince teferruata, en küçük âdâba, en uzak gayelere, en derin hikmetlere ve en küçük neticelere
Dipnotlar
- “O’dur ki analarınızın rahimlerinde size dilediği şekli verir.” (Âl-i İmran sûresi, 3/6)
- “Taneleri ve çekirdekleri çatlatıp yararak (her şeyi gelişme yoluna koyan) Allah’tır.” (En’âm sûresi, 6/95)
- “Bilin ki, Allah insan ile kalbi arasına girer (dilediği takdirde arzusunu gerçekleştirmesini önler).” (Enfâl sûresi, 8/24)
- “(Allah O’dur ki) Güneşi ve ayı hizmet etmeleri için sizin emrinize verdi.” (Ra’d sûresi, 13/2; Ankebût sûresi, 29/61; Fâtır sûresi, 35/13; Zümer sûresi, 39/5)
- “Rabbiniz o Allah’tır ki, gökleri ve yeri altı günde yarattı.” (A’râf sûresi, 7/54; Yûnus sûresi, 10/3; Hûd sûresi, 11/3; Hadîd sûresi, 57/4)
- “Halbuki bütün bir gökler âlemi bükülmüş olarak Allah’ın elinin içindedir.” (Zümer sûresi, 39/67)