İçeriğe geç
Sözler

İşte ayet, bütün kâinat aynı dille, hep beraber Hâlık-ı Zülcelâl’ini tesbih edip O’nun birliğine şahitlik ederek kendi kulluk vazifesini tam bir itaatle yerine getirdiği halde, şu kâinatın özü, neticesi, nazlı bir halifesi ve nazenin bir meyvesi olan insanın, bütün bunlara zıt bir şekilde, işlediği küfür ve şirkin ne kadar çirkin ve cezaya müstahak olduğunu ifade eder. Sonra da insanı bütün bütün ümitsizliğe düşürmemek için ve böyle büyük bir cinayete, sonsuz çirkin bir isyana Kahhar-ı Zülcelâl’in nasıl meydan verip kâinatı neden başlarına yıkmadığının hikmetini göstermek için إِنَّهُ كَانَ حَلِيمًا غَفُورًا der. Ayet, bu şekilde sonlanarak insana verilen mühletin hikmetini gösterir, bir ümit kapısını açık bırakır.

İşte şu on mucizevî işaretten, ayetlerin sonlarındaki neticelerde pek çok hidayet sızıntısı ile beraber mucizelik parıltısı olduğunu anla! En dâhi edipler bile şu eşsiz üslûp karşısında hayret ve takdirlerinden parmaklarını ısırmış, dudaklarını dişlemiş, “Bu bir insanın sözü olamaz!” demişlerdir. إِنْ هُوَ إِلاَّ وَحْيٌ يُوحٰى ayetine, hakkalyakîn mertebesinde iman etmişlerdir. Demek, bazı ayetlerde, bütün bu zikredilen işaretlerle beraber bahsimize girmeyen pek çok başka meziyet de vardır. O meziyetlerin bütününde öyle mucizevî nakışlar görünür ki, bir kör bile görebilir.

Üçüncü Nur

Kur’an, başka sözlerle kıyaslanamaz. Çünkü sözün tabakaları, yüceliği, kuvveti ve güzelliği yönünden dört kaynağı var: Biri sözün sahibi, biri muhatap, biri maksat, biri de makamdır. Ediplerin, yanlış bir şekilde gösterdikleri gibi, tek kaynak makam, yani söyleniş şekli, üslûbu değildir. Öyleyse bir söze “Kim söylemiş?”, “Kime söylemiş?” “Ne için söylemiş?” ve “Ne makamda söylemiş?” diyerek bak. Yalnız sözün kendisine bakıp durma! Madem söz, kuvvetini, güzelliğini bu dört kaynaktan alır. O halde Kur’an’ın da kaynağına dikkat edilse, onun belâgatinin, yüceliğinin ve güzelliğinin derecesi anlaşılır. Evet, madem söz, sahibine bakıyor. Eğer o söz bir emir veya yasaklama ise sahibinin derecesine göre irade ve kudreti de içerir. O vakit söz karşı konulmaz olur, elektrik çarpması gibi tesir eder, sözün yüceliği ve kuvveti o ölçüde artar.

522