İçeriğe geç
Sözler

gör! O karanlık gökyüzünde cansız birer ateş parçası olan yıldızlar ve yerde perişan varlıklar, تُسَبِّحُ sesiyle ve nuruyla nasıl da değişir! İşitenin nazarında gökyüzü bir ağız, yıldızlar hikmetli birer kelime, hakikati gösteren birer nur, yerküre bir baş, denizler ve karalar birer lisan, hayvanlar ve bitkiler Yaratıcısını tesbih eden birer kelime şeklinde görünür.

Mesela, On Beşinci Söz’de ispat edilen şu misale bak:

يَا مَعْشَرَ الْجِنِّ وَالْإِنْسِ إِنِ اسْتَطَعْتُمْ أَنْ تَنْفُذُوا مِنْ أَقْطَارِ السَّمٰوَاتِ وَالْأَرْضِ فَانْفُذُواۚ لَا تَنْفُذُونَ إِلَّا بِسُلْطَانٍ ۝ فَبِأَيِّ اٰلٓاءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ ۝ يُرْسَلُ عَلَيْكُمَا شُوَاظٌ مِنْ نَارٍ وَنُحَاسٌ فَلَا تَنْتَصِرَانِ ۝ فَبِأَيِّ اٰلٓاءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ

وَلَقَدْ زَيَّنَّا السَّمٓاءَ الدُّنْيَا بِمَصَابِيحَ وَجَعَلْنَاهَا رُجُومًا لِلشَّيَاطِينِ

ayetlerini dinle, bak, diyor ki: “Ey aczi ve küçüklüğü içinde gururlu ve asi; zayıflığı ve fakrı içinde isyankâr ve inatçı olan insanlar ve cinler! Emirlerime itaat etmezseniz, haydi elinizden gelirse mülkümün hudutlarının dışına çıkınız! Yıldızların, ayın ve güneşlerin birer asker gibi emirlerine itaat ettiği Sultan’a karşı gelmeye nasıl cesaret edersiniz! Azgınlığınızla öyle bir Hâkim-i Zülcelâl’e itaatsizlik ediyorsunuz ki, O’nun, farz edelim şeytanlarınız dayanabilseler, onları dağ gibi güllelerle taşlayabilecek devasa askerleri var. Hem nankörlüğünüzle öyle bir Mâlik-i Zülcelâl’in memleketinde isyan ediyorsunuz ki, O’nun, değil sizin gibi küçük aciz varlıklara, farz-ı muhal dağlar ve yeryüzü büyüklüğündeki kâfir düşmanlara devasa yıldızları, ateşli demirleri atabilecek, onları dağıtabilecek askerleri var. Hem öyle bir kanunu çiğniyorsunuz ki, istese dünyanızı yüzünüze çarpacak, gülleler gibi yıldızları Allah’ın izniyle üstünüze yağdırabilecek varlıklar o kanuna bağlıdır.”

Daha başka ayetlerin mânâlarındaki kuvvet ve belâgati, yüce üslûbu bunlara kıyasla...

452