İçeriğe geç
Sözler

“Sermayeni tamamen ziyan ettin, tokada müstahak oldun. Gideceğin yere de iflas etmiş şekilde, eli boş gideceksin. Fakat tevbe kapısı açıktır, aklın varsa bundan sonra sana verilecek, kalan on beş altın eline geçtikçe yarısını tedbir olarak sakla. Yani gideceğin yerde sana lâzım olacak bazı şeyleri al.” Baktım nefsim razı olmuyor. Adam, “Üçte birini!” dedi. Nefsim buna da itaat etmedi. Ardından “dörtte birini” dedi. Baktım nefsim bağımlı olduğu âdetini terk edemiyor, adam da hiddetle yüzünü çevirdi, gitti.

Sonra birden o hal değişti. Baktım ki, bir tünelin içinde, düşer gibi hızla giden bir trendeyim. Telâşlandım, fakat ne çare ki hiçbir tarafa kaçılmıyordu. Sıra dışı bir şekilde o trenin iki tarafından pek cazibeli çiçekler, leziz meyveler görünüyordu. Ben de akılsız acemiler gibi onlara bakıp elimi uzattım. Çiçekleri koparmaya, meyveleri almaya çalıştım. Fakat hepsi dikenliydi, dokundukça elime batıyor, kanatıyordu. Tren yol aldıkça elimi parçaladı, bana pek pahalıya mal oldular.

Birden trendeki bir hizmetkâr dedi ki: “Beş kuruş ver, sana o çiçek ve meyvelerden istediğin kadar vereceğim. Zaten elinin parçalanmasıyla beş kuruş değil, yüz kuruşluk zarar ediyorsun. Hem ceza var, izinsiz koparamazsın!”

Birden sıkıntıdan, tünel ne vakit bitecek diye başımı çıkarıp ileri baktım. Tünel kapısı yerine pek çok delik görünüyordu. Uzun trenden o deliklere adamlar atılıyordu. Bana bakan bir delik gördüm, iki tarafında iki mezar taşı dikilmişti. Merakla dikkat ettim, mezar taşında büyük harflerle “Said” yazılmıştı. Kederimden ve hayretimden “Eyvah!” dedim. Birden o han kapısında bana nasihat eden zâtın sesini işittim: “Aklın başına geldi mi?” “Evet, geldi,” diye cevap verdim, “fakat kuvvetim kalmadı, çare yok.” “Tevbe et, tevekkül et.” dedi. Ben de, “Ettim.” dedim, ayıldım. Eski Said kaybolmuştu. Kendimi Yeni Said olarak gördüm.

İşte bu hayalî vakanın –Allah hayretsin– bir iki kısmını ben tabir edeceğim. Diğerlerini kendin tabir et...

O yolculuk, ruhlar âleminden, ana rahminden, gençlikten, ihtiyarlıktan, kabirden, berzahtan, kıyamet gününden, sırat köprüsünden ebediyet tarafına gider. O altmış altın, altmış senelik ömürdür ki, bu

396