biri hayvana nispeten yüz derece gelişmiştir. Mesela insanın, güzelliğin bütün mertebelerini fark eden gözü, yiyeceklerin çeşit çeşit bütün has lezzetlerini birbirinden ayıran dilindeki tat alma duyusu, hakikatlerin bütün inceliklerine nüfuz eden aklı ve mükemmelliklerin her çeşidine arzu duyan kalbi gibi uzuvları, donanımı nerede… Hayvanın pek basit, yalnız bir-iki mertebe gelişmiş uzuvları nerede!.. Yalnız şu kadar fark var ki, hayvanın kendine has bir işte –sadece o hayvanda bulunan– bir kabiliyeti daha çok gelişmiştir. Fakat bu, hususidir.
İnsanın donanım yönünden zenginliğinin sırrı şudur: Aklı ve fikri sayesinde kabiliyetleri, duyguları fazla açığa çıkmış ve gelişmiştir. İhtiyaçlarının çokluğu sebebiyle türlü türlü hisleri ortaya çıkmış ve hassasiyeti çeşitlenmiştir. Yaradılışının kuşatıcılığı itibarı ile pek çok maksada yönelen arzulara sahip olmuş ve pek çok fıtrî vazifesi bulunması sebebiyle uzuvları ve donanımı çok gelişmiştir. Ve her çeşit ibadete müsait bir fıtratta yaratıldığı için, insana bütün kemâl vasıflarının tohumlarını saklayan bir kabiliyet verilmiştir.
İşte donanım bakımından zenginlik ve sermayece bu derece bolluk, elbette şu önemsiz, geçici dünya hayatını elde etmek için verilmemiştir. İnsanın asıl vazifesi, sonsuz maksatlara yönelik sorumluluklarını yerine getirip aczini, fakrını ve kusurunu kulluğuyla ilan etmek, engin bir nazarla varlıkların tesbihatını seyredip onlara şahitlik etmek, nimetler içinde Rahman’ın yardımlarını görüp şükretmek ve sanatlı varlıklarda O’nun kudret mucizelerine bakarak ibret nazarıyla tefekkür etmektir.
Ey dünyaya tutkun, dünya hayatına âşık ve ahsen-i takvim sırrından gafil insan! Eski Said şu dünya hayatının hakikatini hayalî bir vakada görmüştü. Onu Yeni Said’e döndüren şu temsilî vakayı dinle:
Gördüm ki, ben bir yolcuyum; uzun bir yola gidiyor, bir yere gönderiliyorum. Efendim olan zât, bana ayırdığı altmış altından bir miktarı azar azar veriyordu. Ben de onları harcayıp pek eğlenceli bir hana geldim. O handa, bir gecede on altını kumara mumara verdim, eğlence ve şöhret için harcadım. Sabahleyin elimde bir şey kalmamıştı. Bir ticaret yapamadım. Gideceğim yer için bir mal alamadım. O altınlardan elimde yalnız elemler, günahlar ve eğlencelerin sebep olduğu yaralar, kederler kalmıştı. Ben o hüzünlü haldeyken birden bir adam göründü. Bana dedi ki: